acı

14 Kasım 2014 yazar EkremBay.

Ve ben kendime neden böyle aptallıklar yapıyorsun? diye sorarken ciddiye almamıştım.
Dev aynasında kendime bakarken eğleniyordum.
Gerçeği göremiyordum.
Bir sis bulutu içinde şeytan fısıldıyordu “Artık hiç bir şeyin önemi yok” diye…
İnandım…
Kim olsa inanırdı ki…
diye kendimi avutsam da nafile.
Berbat etmiştim yine
Batırmıştım…
Şeytan kahkaha bile atmıyordu…
Bense gözlerimin ağırlığı altında ezilmiş,
Bana bakan kalabalığa dudaklarımı bükmüş halde bakıyordum…
Elini uzatan biri var mı?
Yok
Yine kendi yaktığım ateşte yanacağım,
kavrulacağım,
acılar içinde kıvranacağım…
Ve o kalabalık, gözleri bağlanmışçasına görmezden gelecek…
Ve ben, dev aynasındaki aksime bakarken gözlerimde senin gözlerini görmeyi bekledim salak gibi…
Ve o sis bulutunda kulağıma fısıldayan şeytanın aslında ben olduğumu anlamadım…

ekrembay 14kasım2014 2301

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

yangın

16 Temmuz 2014 yazar EkremBay.

ben senin gözlerinde boğulup yok olmak istediğimde,
sen gözlerini kapattın
sonra başkalarının alacalı bulacalı gözlerinde girdaplara kapıldım
dönüp durdum
bir göz damla göz yaşına kurban gittim
tuz denizinde kavruldum
boğulmaktan beter oldum.

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

öteki tırtıl

10 Temmuz 2014 yazar EkremBay.

sonra kozasında kıvrandı. nefes almak zor geliyordu. bi arkadaşı tavsiye etmişti başka tırtıllar kozalarına pipet takıyorlarmış. neden dinlemediyse artık. kıvrandı biraz daha. yastık olsaydı bari diye düşündü. birde şu çizmeler vardı. onlardan bi sürü vardı ama sadece bir çifte ihtiyacı olacaktı. sonra uyudu. 13 gün sürecekmiş. sonra özgürlüğe uçabilecekmiş. bazen uykusu bölünüyordu. kozası için iyi bir yer seçimi yapmamıştı anlaşılan. arada bir yağmur yağıyor ve kozasını ıslatıyordu. içeri su girmiyordu. pipet takmamak bi açıdan iyidi. ama ya sağlam bağlamadıysa kozasını. bu düşüncelerle uyumuştu. ara ara uyanmıştı. ama yapacak bişey yoktu. olur ya koparsa, işi şansa kalmıştı. o kadar fazla düşünmemesi gerekiyordu. akışına bırakması gerektiğini biliyordu. nasıl olsa dönüşüm bitecekti ve ardından özgülüğe uçacaktı. söyledikleri buydu. uyurken karmakarışık rüyalar içinde, bişeylerin değiştiğini hissediyordu. taa derinlerde artık hiç birşeyin eskisi gibi olmayacağını hissediyordu. ama neden değişiyordu ki? eskiden güzeldi. tırtıllar asla asla kahverengi bot giymez şarkısını söylerken ayaklarında kahverengi botları vardı. hayat güzeldi. o ağacın yaprağı bu bitkinin özü derken zamanın ne çabuk geçtiğini farketmemişti. ne değişirse değişsin kahverengi botlardan sonra aldığı çizmeleri değişmeyecekti. belki daha güzel olacaktı. belki onu olduğu gibi sevecek biri çıkacaktı son gününde.
ekrembay 10.07.2014 01:28

Kategori hikaye | Yorum yok »

tırtıl

09 Temmuz 2014 yazar EkremBay.

aslında hikaye çok eskiye dayanıyor. bu tırtıl herşeyden önce yumurta olarak toprak altında yalnız tek başına beklemiş. seneler sürmüş. sonra bir gün piknik yapmaya gelen insanoğlu ortalığı düşüncesizce dağıtırken aile fertlerinden küçük bir zırtapoz toprağı eşelemiş. bu esnada yumurta halindeyken bi anda ortaya çıkmış. gerçi şanslıymış o zamana kadar ne bir termit ne bir karınca ne başka bir böcek onu bulup yememişti. sonra piknikte top oynayanlara gözü ilişmiş. ee yumurta içinde dışarıyı göremiyordu o yüzden küçük bir delik açmıştı. o iğne ucundan daha ince delikten kocaman dünyaya bakarken işte tam o sırada piknikçilerin top oynamasını görmüş. aslında onun dikkatini çeken bi tanesinin ayaklarına giydiği konversler oldu. sonra toprağı eşeleyen zırtapoz farkında olmadan tekrar gömdü onu toprağa. böyle bir zaman daha geçmiş. toprak altında yumurtanın içinde aklından çıkmayan konversleri ile. bi anda karar vermiş yumurtadan çıkmaya. ve tırtıl olarak topraktan çıktı. ve kafasına koydu konversleri olmalıydı onunda. tırtıl olmanın zorluğunu zamanla anladı. öyle yumurta içinde beklemek kolaydı. konvers arayışı sürerken bi ara bot almaya karar verdi. eski püskü döküntü bir ayakkabıcıdan hiç satılmamış bi sürü kahverengi bot aldı. hepsini giydi. her zamanki gibi kendini beğenmişin biri çıkıp tırtıllar asla asla kahverengi bot giymez diye onu uyarmış. iyide kim koydu bu yasağı? umursamadı gerçi onun derdi konvers almaktı. ama hiç biyerde yoktu. uzun süre gezdikten sonra hayallerini süsleyen konversleri buldu. ama sadece bir çift. kendisinin bir sürü ayağı vardı ve hepsi de tombikti. ayaklarındaki kahverengi botların bi kaç tanesi eskimişti bile sanırım bazı ayaklarıyla yan basıyordu ve bi kaç tanesi ise düz tabandı. bir sürü ayağın olunca bir sürü sorununda oluyor diye söylendi kendi kendine. ama bu konversleri nasıl giyecekti?. ve kararını verdi. daha önünde çok zaman olmasına rağmen kozaya girmeye karar verdi. ve dönüşümünü erkenden tamamlamaya karar verdi. arkadaşlarının yapma etme vazgeçirme çabalarına aldırış etmeden kozasını örmeye başladı. ama bi sorun varı? nasıl nefes alacaktı??? ve onunda çözümünü buldu. piknikçilerin ardında bıraktıkları şeyler içinden bir pipet buldu. ve kozasını örmeye başladı. kozasını bitirdikten sonra pipetle bi delik açtı ve nefes alma sorununu çözdü. gerçi kozanın içi çok dardı. sıkış tıkış bi haldeydi. ama konversleri yanındaydı. sımsıkı sarıldı onlara ve uyudu. 13 gün deliksiz uyuduktan sonra uyandı. kozanın içinde duramadığını fark etti ve dışarı çıkmaya başladı. bi elinde konversler diğer elinde kozadan çıkmaya çalışırken acayip görünüyordu. Allahtan neyşınıl coğrafik ekibi dalan sağda solda değildi de bunu çekmediler. sonra kozadan kurtuldu ve ağacın dalına oturdu. acaip yorulmuştu ama değmişti. elinde konverslerini ayaklarına giydi. ve ayağa kalktı. güneşe karşı gerilirken sırtında kocaman bir şeyin ortaya çıktığını fark etti. bi bu eksikti. ne ki bu?? sonra iyice açılıp şekli şemali yerine gelince kanatlarının olduğunu anladı. bir iki çırptıktan sonra uçmaya başladı. ayaklarında konversleri bi o yana bi buyana uçuyordu. ve kendisine benzeyen başka birini gördü. ona bakıyordu. o da ona baka kaldı. ama onun ayaklarında konvers yoktu çizme vardı. eski kahverengi botlarından farklıydı. siyah çizmeleri ile havasından geçilmiyor gibiydi. ama onun konversleri daha güzeldi. havada birbirlerinin etrafında uçuşurken kimse minik konversleri ve çizmeleri olan bu iki kelebeğin farkında değildi. onlarında dünya umurunda değildi. son günlerinde başka bişeyle ilgilenmek istemiyorlardı. :))
ekrem bay 09.07.2014 13.22

Kategori hikaye | Yorum yok »

abur cubur

16 Ocak 2014 yazar EkremBay.

Küçüklüğünde yana yakıla bakkaldan aldırdığın,
lezzeti dilinde,
damağında,
hafızanda yer etmiş abur cuburu marketlerde tekrar aynı pakette görürsün.

Bu sefer cebin para doludur.

Bir avuç,
iki avuç,
üç avuç alırsın.

Utanmasan market arabasına tıka basa doldurursun.

Aynı lezzeti beklersin,
hafızan canlanmış,
kudurmuş,
sokağa bir haftadır çıkmayan çocukluğuna dönmüştür, ilk paketi açtığında.

Ama paket aynı olsa da lezzeti değişmiş, beklediğin heyecan dalgası sahile vuran cılız bir dalgaya dönmüştür.

Gözlerin dolmasına engel olamayıp ağlamanın eşiğine gelmek mi daha acı verici yoksa aldığın onca abur cuburun aynı beklenmeyen harap edici duyguları taşıması mı?

Bari paketi değiştirseydiniz.

(ekrembay 16012014 23:21)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hiçbir şey

12 Kasım 2013 yazar EkremBay.

hiçbir iş yapmamak istiyorum
hem de uzun bir süre
çok kalabalık bir şehirde
çok katlı apartmandaki
tek göz odalı evimde
hiç bir iş yapmayarak geçirdiğim günlerde
bol bol kahve içip,
bol bol uyuyup
bol bol sevişip
sarhoş olmak istiyorum…

(ekrembay. 12.11.2013 15:38)

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

eskiden

09 Kasım 2013 yazar EkremBay.

Eskiden insanları severdim
Şimdi sadece insan olabilenleri seviyorum
Ama neredeler?
Kim bilir
Belki yemişlerdir
Doymak bilmez iştahlarıyla
Kibirleriyle
Nefretleriyle
Koca bir kazan içinde karıştırıp karıştırıp
Yemişlerdir…

Ekrembay09112013 2113

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

iki midye

10 Ağustos 2013 yazar EkremBay.

Otobüsten iniyorum daha doğrusu kendimi dışarı atıyorum. Onlarca kişinin ter, parfüm, ağız kokusu harmanlanmış nefes almayı zorlaştırmıştı. Temiz havaya balıklama atladım. Temiz havanın % 75 i karbonmonoksit yani egzos. Olsun buna da şükür. Durağın dibinde ki midye tezgahın yanından transit geçiyorum. 3 adım sonra durdum. O 3 adım da o midye tezgahın daki midyelerin yarısını yemiştim. Geriye baktım. Tezgahın sahibi kara kuru bi çocuk. Midyelerde kara kuru. Alsam mı almasam mı gelgitinde kapılıp boğulmadan kendimi kurtarmalıydım. Millet ne der? Millet mi? N zamandan beri milletin ne düşündüğünü umursar oldum. “ne kadar bunlar?” “50 – 75 kuruş” 50’den 2 tane ver. 50 kuruşa 2 kara kuru midye dolma. Bol limonlu baharatlı. tadı damağımda kaldı. Dudağımda limonun kekremsi tadı v öpüşme isteği ile paralel boyuttaki ikiz kardeş gibi. Öpüşme ardında sevişme ve sex. Beraber olma, düzüşme, sikişme, çiftleşme, at arabası. Egzos kokusu at arabası almam için bir işaret mi yoksa. O 2 midyenin tadı hala damağımda. 30-40 tane alsam. Market poşetine doldursam. Sarıp sarmalasam. Fırın kapanmadan ekmek alsam. Ekmekle yenir bu. Hmde çok güzel yenir. Midyeci midyeleri nerden topluyor. Kimileri Tekirdağ’dan getirdiklerini söylüyor. Ağır metaller yüzünden kanserojen yapıya sahip olmuşlar. Ağır metal canavarları mutant midyeler. Her neyse ne sonuçta güzel. Yanında ne içilir? El değmemiş sahilerden toplanmış midyelerden dolma yapsak. Çay? Eve gidebilmek için araç değiştirmek. Eziyet. Alışkanlık. Yorgunluk. Bira? hangi aklı kıt zihniyetli kişi otobüsün motorunu iç kısımda olacak şekilde tasarlar. Tellak. Eve gidince duş almak. Üşengeçle giriştiğim 2 roundluk maçı kazanırsam neden olmasın. Duraklar. Her durakta otobuse tıkışan insanlar. İskelenin su altında kalan midye yığını gibi. Tadı hala damağımda. Limon tadı. Öpüşme. At arabası.

ekrembay 10082013

Kategori acaba | Yorum yok »

kesif (kısım1)

30 Mayıs 2013 yazar EkremBay.

kesif
odada kesif bir eksi kitap kokusu hakimdi. daha odaya adım atar atmaz koku burun deliklerinden girip beynine hücum etmiş ve beynin hücrelerinin mağlubiyeti kaşlarının hafiften çatmasına neden olmuştu. loş ışık watı düşük olan sarı ampulden kaynaklanıyordu. arada bir göz kırpması ampulün uzun zaman boyunca kullanıldığını artık miyadının doldurmaya yüz tuttuğunun göstergesiydi. belki birşeyler anlatmaya çalışıyor olabilirdi. çünkü buraya gelene kadar gördüğü onca tuhaflıktan sonra bu normal bile sayılabilirdi. arada bir göz kırpan soluk yanan loş ışığın sahibi ampule uzun uzun baktı. belki göz kırpmalarını mors alfabesini kullanarak birşeyler anlatmaya çalışıyor olabilirdi. kesif eski kitap kokusu hakim olan odanın girişinde o ampule yaklaşık olarak 8 dakika 27 saniye baktı. ama mors alfabesi ile ampulün birşeyler anlatmadığına kanaat getirdi. odaya girdiğinde sağında ve solunda yerden tavana kadar uzanan kitaplıkların boşluk bırakılmayarak doldurulduğunu gördü. eski püskü perdeyle kapatılmış pencerenin dibinde, bir rafın bitiminden öteki rafın bitimine kadar dik olarak sıralanmış başka kitaplarda vardı. odanın ortasındayken kesif eski kitap kokusu artık dayanılmaz hale gelmişti. bu odaya en son ne zaman girildi, ne zaman havalandırıldı ya da bu oda ne zamandır kitapla doluydu? sorusu kesif kokunun arasında beynin hücrelerinde dolanıp durdu. eksi püskü perdeyi çekince alüminyum kornişteki halkaların sürtünme sesi tuhaftı. pencereyi açmak odayı havalandırmak iyi olacaktı. ama pencere tuğlalarla örülmüştü. bu yeni tip tuğlaları oldum olası sevmemişti. eski küçük dolgu tuğlaların görünüşü daha güzeldi. kimi zaman sıva boyaya gerek duyulmazdı. ama bunlar tarifsiz duygulara neden oluyordu. sanki hayatınızda tamamlanmamış yarım kalmış işler gibiydi. ve soğuk. perdeyi bir hışımla tekrar çekip kapattı sanki pencere varmış gibi. bu sefer alüminyum kornişteki halkalar tiz çığlıklar atmıştı. kesif koku alışmışlık boyutuna ulaşmadan buradan çıkmak istiyordu. hızlı adımlar ever hızlı adımlarla odadan çıkıp kokudan kurtulmalıydı. ama hızlı adımların ikincisindeyken sağdaki rafta üstten beşinci alttan dördüncü sıradaki bordo renkli kitap dikkatini çekti. üçüncü adımda durdu ve bordo renkli kitabın olduğu rafın önüne gitti. kitap diğerleri gibi eski püskü tozlu değildi aksine daha bir saat öncesinde okunmuş tekrar rafa konmuştu. rafın kenarı kitabın konması sırasında tozları silinmiş izi kalmıştı. o an hızlı bir refleksle arkasını döndü. kapıya baktı. ama kapıda kimse yoktu. bütün bu tuhaflıkta ensesinin tüyleri diken diken olmuş ve sanki biri ona bakıyormuş hissine kapılmıştı. kapıya hızlı adımlarla gitti boylu boyunca uzanan koridora önce sola baktı çünkü oradan gelmişti. sonra sağa. kimseler yoktu. tedirginlik dizlerinin bağlarına söz geçiremiyordu. yoksa korku muydu. hayır korkunun hissiyatı çok farklıydı. bu düpedüz tedirginlikti. arkasını döndü ve kitaba baktı. merak ve tedirginlik birbirleriyle uzun zaman sonra karşılaşan düşman kardeş gibidir. ve birleştiklerinden sonra arkasından büyük abileri korku gelir. ama merak herşeyin önüne geçer. ve kendini bordo kitaba uzanmış halde buldu. sağ işaret parmağı ile ciltli kitabın üstünden tutum öne doğru hafifçe çekti. ama gelmedi. sağındaki ve solundaki kitaplar öyle istiflenmiştiki aralarında esir kalmış gibiydi. bu sefer daha güçlü bi şekilde daha tartılı bir güç kullanarak oradan çıkacağının hissiyle asıldı kitaba. özgürlüğüne kavuşan bordo renlki kitap tahmininden daha ağır değildi. sıradan bir kitaptı. ama temiz. sanki bir saat önce okunmuştu. sağlam bakışmış pek yıpranmamıştı. açıp açmama tereddütü merakıyla karşılaştı bu sefer. merak her zaman ki gibi galip geldi. ve ilk sayfasını açtı. kitabın adı. basım yılı basım yeri gibi bilgiler vardı. ikinci sayfasını açtı ve dolma kalemle yazılan metni gördü. siyah renkte yazılan yazı aceleyle yazılmış gibiydi. bütün bu anlık ayrıntı bilgisi beynine henüz ulaşmıştıki okuduğu yazı soğuk duş etkisi yaratmıştı. önceki ayrıntılar mantıklı değildi. dolmakalemle alelacele kim bir not yazardı ki? “bu kitabı açmamalıydım” notu merakını durdurmuştu. bir an için kitabı kapatıp rafa koymak istedi. ama bu kitabı kim neden açmamalıydı? sorusu sahne aldı bu sefer. buraya neden gelmişti ve şimdi ne yapıyordu. kesif, eski kitap kokusu hakim olan kütüphaneye çevrilmiş bu odada sanki bir saat önce okunmuş ama okunmaması gerektiğinin notu düşülmüş bordo kaplı bir kitap tutuyorum. buradan çıkmalıyım hemde hemen. döndü ve kitabı yerine bıraktı. koşar adımlarla odadan çıktı. sinirleri gergin bir şekilde binayı terk edip kaldığı otel odasına gitti. ilçenin diğer ucuna gitmek arabasıyla 6 dakika sürmüştü. kaldığı otelin odasına girdiğinde üstünü çıkarmadan yata attı kendini. bu tuhaf uğursuz yerden sabah olunca gitmeliydi. hatta şimdi çıkıp gitmeliydi. evet. kalktı ve daha açılmamış küçük valizini alıp odadan çıkarken yarı aralı kapıda kala kaldı. kapı girişinin yanında duran komidinin üzerinde o kesif eski kitap kokulu odada bulduğu bordo renkli kitap duruyordu. ya da ona öyle gelmişti. göz ucuyla sola doğru yavaşça bakmaya başladı. telefon fihristi olması umuduyla kalbi deli gibi çarpaya başlamıştı. idrar kesesinin kendisinden bağımsız bir şekilde boşalacakmış hissi, ayaklarının tabanındaki uyuşukluk boğazındaki kuruluğa kadar bütün bedenindeki tüylerin diken diken olması işte bu korkuydu. fihris olması gereken şey bordo renkli kitaptı. dizlerinin bağı çözülmüş kendini yerden bulmuştu. sağ eli kapının tokmağını tutuyor. sol eli valizi bırakmıştı. altına işememişti. sevinmelimiydi. o an hiç birşey bilmiyordu dünya durmuş gibiydi….

ekrem bay. 30052013 23:43

Kategori hikaye, korku | Yorum yok »

göbek deliğimdeki örümcek

17 Nisan 2013 yazar EkremBay.

göbek deliğimde bir sızlama hissettim. ilk önce umursamadım ama sızlama hafiften ağrıya dönüşünce kafama takıldı. ağrı sızı geçmeyince bakayım dedim göbek deliğime. sıyırdım tişörtümü baktım göbek deliğime. Küçük bir örümcek yuva yapmış. ağını bohçasını toplamış yerleşmiş benim göbek deliğime.

-Noluyo ha nooluyo diye sordum. ne işin var senin orda?

+abi valla boş buldum geldim yerleştim dedi.

-haydaa iyide habersiz izinsiz gece konducular gibi olurmu hiç? derdin ne amacın ne?

+valla dediğim gibi sahibi yok gibiydi göbek deliğinin ve çevresinin bende yerleştim

-ne demek lan sahibi yok gibiydi, ben neciyim lan burda?

+abi tamam göbek deliği sana bağlı olabilir ama sahibi yoktu

-nasıl lan???

+yani baya bi zamandır odanın köşe bucağında takılıyordum. baktım ne gelenin ne gidenin var, sen gece uyurken geldim yerleştim. sonra kıçında zıplayan pirelerle biraz takıldık gırgır şamata muhabbet derken öyle işte abi??

-ne piresi lan onlar ne zaman geldi?!?!? noluyo lan geceleri?!?!?!

+abi konuyu dağıtmayalım pire meselesini bilhare konuşuruz.

-ei bakalım

+yani dediğim gibi gelen giden yok baya bi zamandır bekar takılıyorsun,

-ee nolmuş yani?

+sevgili yok, aşk yok, pompa yok

-sana ne lan bunlardan.

+öyle deme abi, işte tam da bu kısımdan sonrası beni ilgilendiriyor.

-alla alla

+evet abi, sevgili yok ki yatak oynaşmalarınız arasında göbek deliğinle oynasın, dalga geçsin ne bilim bilimum saçma sapan şeler yapsın. sende uzun zamandır orada biriken pamukları sallamadın, kısaca o göbek deliği sahipsiz kaldı bende yerleştim.

-hmmm…

+ee durum ne abi.

-valla can alıcı bir noktaya değindin. haksızsın diyemem. ama habersiz izinsiz gelip yerleşmen canımı sıktı ona göre..

+ne yani çıkayım mı?

-yok bi süre takıl,

+eyvallah abi

-ama hatun bulana kadar sonra naşş

+anladım abi forever pompa diyosun.

-pompa demişken, senin bundan haberin varmıydı?

xabi valla şimdi gördüm pezevengi

+ağzını bozma lan

-sakin olun lan

xabi dediğim gibi şimdi gördüm.

-lan bi kuku olsa anında duyarsın

xabi ayıp oluyu yabancıların yanında

-yalan mı lan varsa yoksa kuku

+tamam abicim üzerine gitme fazla. gece sen uyurken o kendi halinde takılıyordu. beni fakına varacak hali yoktu, artık rüyanda ne görüyoduysan hehehehehe

xhehaueahua

-lan iyice yavşadınız haaa…..

(ekrembay.17042013 1453)

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

kendi kendine muhabbetler 5

08 Nisan 2013 yazar EkremBay.

Pazartesi Gecesi, yamyam muhabbeti.
+İnsanı insan olduğu için seven insanlara ne oldu?
-ne bilim abicim!!!
+yamyamlar yedi
-?!?!?
- ne yamyamı, iyi misin sen, kafan mı güzel?
+yok bak durum şöyle.. insanı insan olduğu için seven son bir kaç tane insan kalmıştı
-eee?!?!?
+sonra bu insanları bu milletin içinde heba olmasınlar diye gemilere bindirdiler
-nasıl bir gemi?
+ahşap gemi, yelkenli falan? ne bilim oğlum gemi işte
-eee sonra
+bu gemilerin rotası belli, gideceği yer belli, yemek yiyecek içecek her bi stokalrı varmış.
-bira varmıymış??
+bilmem belki varmış
-şarapta vardı kesin
+yok ebenin örekesi varmış
-ne kızıyon lan.. anlat..
+….
-….
+rom varmış?
-hhahehaeha
+heheahahe
+neyse işte çıkmışlar yola, rota belli, gidilecek yer belli. ama fırtınaya yakalanıyor bunlar, gemilerden bi tanesi kurtuluyor, diğerleri okyanusun dibini boyluyor
-lan hani yamyamlar yiyordu??
+oğlum bi gemi kaldı ya..
-heee doğru ya.. haaa bunlar adaya falan düşer, yamyamlar falan derken anladım mevzuyu
+yok king kong ta var anasını satayım, bi anlatmadın lan…
+doğru aslında bunlar kırık dökük gemiyle bi adaya anca varıyorlar. son bir gemi dolusu insan. insanı insan olduğu için seven son insanlar…ama senin dediğin gibi adada yamyam falan yoktu, aslında kuşlardan, irili ufaklı hayvanatlardan başka birşey yoktu.
-haydaaaa. yamyamlar sonra mı geliyordu, hani robinson kruzo daki gibi
+lan bi dinle… gelmiyor kimse. kalıyorlar öylece okyanusun ortasında göt gibi adacıkta.
-heee
+gemideki erzakla bir süre dayanıyorlar, balık tutalım diyorlar ama günlerce uğraşsalar da nafile. adanın nimetlerinden faydalanalım diyorlar. ama adada meyve ağacı ya da yenecek bitki bile bulamıyorlar. hep zehirli yabani otlar falan
-haydaaa
+sonunda açlıktan ilk zaiyatı veriyorlar. olacak olmayacak, derken öleni yiyorlar. ama ilerleyen zamanda açlık dayanılmaz hale geliyor. iş çığrından çıkıp birbirlerini yemek için katlediyorlar. son kalanda kendi kendini kesip biçip yiyor.
-oha lan. ne biçim hikaye lan bu!!!
+sonuçta insanı insan olduğu için seven son insanlarda insanlıktan çıktı.
-vay beee…
+dolapta bira var mı?
-var, yeni aldım fıçı bira hemde… sigara var mı?
+paket almayı bıraktım.
-eee karton mu alıyorsun hehehehehe
+yok lan tütün aldım, sarıp sarıp içiyorum, ucuza geliyo böyle ..
-heee makine varmı?
+yok elde saracaz….

not: bu muhabbetler 90ların ortalarında geçmektedir.

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

kendi kendine muhabbetler 4

06 Nisan 2013 yazar EkremBay.

Cuma Gecesi

+erken geldin. hayırdır??
-hayır hayır…
+bişeymi oldu??
-yok yav bi bok olmadı
+yok yok bişey oldu, oldu ki suratından düşen bin parça
-lan yok bişey yok diyorum. illaki bişey olduracaksın haa, bi bok yokkkk
+hmmm
-ne hımmm ı cinnet geçirteceksiniz
+ahaa olmuş bişey işte bu kadar agresiflik ne o zaman?
-sabır taşı olsa çatlardı anasını satayım. oğlum bi bok olmadıııı. yani hiç bi bok olmadı, gerçek anlamda reel anlamda ….
+nası yani???
-nasılı şu… iş çıkışı buluşacaktık ya..
+heee
-barda buluşacaktık,
+evet Cemil’in barında
-gittim abicim, bekle bekle gelen yok, beklerken bi kaç duble bişeyler içim dedim, gelmedi kimse….
+hadi yaaa, belki gelememiştir, işi çıkmıştır, bişey olmuştur, mesaiye kalmıştır…
-yok yav öyle bi şey olmadı, Cemil geldi sonra, kızı tanıyormuş daha doğrusu gelip giden bi tipmiş, milleti ayarlıyor sonra randevuya gelmiyormuş, kendince erkeklere ceza mı ne veriyormuş öyle bişey dedi…
+hasiktir lan ne biçim iş lan o.. ne biçim şans varmış sende de ..
-hiç sorma .. bira varmı dolapta???
+vardır bi kaç tane… sigara var mı??
-var.. yarım paket
+…..
-…..

not: bu muhabbetler 90ların ortalarında geçmektedir.

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

kendi kendine muhabebtler 3

30 Mart 2013 yazar EkremBay.

(cumartesi akşamı)

-şimdi bu millet nerde?!?!??
+ne bilim abi, bekçisimiyim bunların???
-yav ben sana öyle bişeymi dedim, bunca milleti uzaylılar topluca kaçırmadıya??
+hava güzel ya çıkmışlardır, akmışlardır alemlere, vermişlerdir kendilerini alkole, uyuşturucuya, pompaya, kavga dövüşe… ne bilim işte..
-hmmm
+hmmm ne?? hmmm neee? sende çıksaydın, gitseydin bi yerlere, bi kaç duble içseydin…
-……
+……
-dolapta bira varmıydı??
+olması lazım… yoksa iner alırım
-sigarada alırız
+….
-…..

not: bu muhabbetler 90ların ortalarında geçmektedir.

(ekrembay.30032013.2319)

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

buğu

26 Mart 2013 yazar EkremBay.

Halbuki otobüslerin cam kenarı soğuktu,
Isınmak için ellerini ayaklarının arasına almıştım
Otobüste klima yoktu, radyatör çalışmıyordu
İçimden sülalesine kadar uzanan köprüler kurduğum şoför ile telepatik bağ kurmaya çalışıyordum
Sonuç sıfır
Şoförle uğraşmayı bıraktığımda otobüsün nüfusu bayağı bi kalabalıklaşmış ve yerel seçimlerde milletvekili adayı çıkartacak çoğunluğa ulaşmıştık
Kalabalığın emdiği oksijenin yerine bedava verdiği karbondioksit, çaktırılmadan osurmalar, fırından alınan sıcak akşam ekmekleri vs nedenlerden dolayı şoförün neden radyatörü onarmadığını anladım
Buna da şükür, bio yakıt görevi gören yolcular sayesine cam kenarı ısınmıştı sonunda
Cam buğulanmaya başlamış, benden önceki cam kenarı yolcusunun buğulanmış cama yazdığı yazı ortaya çıkmıştı
“seni seviyorum sdnkladlasn”
Seviyorsun da kimi?
isim silinmiş, büyük ihtimalle arada biri oturmuş ve kafasını cama yaslayıp uyuklamış, uyuklama numarası yapmış ya da uyumuş,
Neyse ne, isim yok, sevilen biri var, kadın ya da erkek,
Biri birini seviyor ama sevilenin bundan haberi var mı? umarım vardır…
Mart ayı bu kadar soğuk olur mu yav???
Sikişken kediler yüzünden, kesin bu pompacı kedilerin yaydığı şehvet enerjisi havada birikip bulut falan oluşup bilmem ne etkileşimi, alçak yüksek basınç derken havalar soğuyor. evet kesinlikle böyle bişeyler oluyor.
Durağımı kaçırmadan ısıttığım kıçımı kaldırıp, kapıya yaklaşayım.
Sonra bi ton küfür yiyoruz kapanan kapının ardında kalanlardan….
(ekrembay.26032013)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

40

26 Mart 2013 yazar EkremBay.

bir kadın,
40 yaşlarında muhtemelen,
cam kenarına oturmuş
uzaklara bakıyordu, hemde çok uzaklara.
gözleri dolu, dopdolu bir şekilde ağlıyordu sessizce
sonra aktı gözyaşı,
yanağından süzüldü
sildi eliyle
biri gördü mü görmedi mi diye fazla umursamadan
bakmaya devam etti, uzaklara…

ekrembay 26032013.1205

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

anten

27 Şubat 2013 yazar EkremBay.

sonra gökyüzüne uzattım ellerimi
yıldızları toplamak istedim tekar
ama kısa kaldı kollarım
halbu ki kollarım uzundu
öyle derdi annem
dolapların üzerindeki tencereleri alabiliyordum
yıldızlara neden ulaşamıyorum
bi kaç tane toplasaydım fena olmazdı
sonra tekrar uzattım ellerimi gökyüzüne
sanki yetişecekmiş gibi parmak uçlarıma kalktım
yine olmadı
sinirlendim
ağlayacak gibi oldum
ağlamadım
erkek adam ağlar mı?
oturdum
diğer çatılara baktım
gökyüzüne uzanan başkaları var mı diye
kimse yoktu
anteni düzeltip içeri girsem iyi olur.

(ekrembay.27022013.1409)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

durak

27 Şubat 2013 yazar EkremBay.

yağmur her zamanki gibi İstanbul’un üzerine usulca yağarken diye başlayabilirdim. ama gerçek şu ki, yağmur senin benim herkesin bildiği gibi şakır şakır yağıyordu. Şemsiyesi olmayanlar deli dana gibi kaçışıyordu. kaçmayanlar romantizm peşindeydi. Lan bi durun, hasta olacaksınız, İstanbul havası böylesi romantizmin içine eder. Neyse ya ne bok yerseniz yiyin. dediğim gibi yağmur kesinlike usulca yağmıyordu. bende istediğim gibi sıcak bir kafede, cam kenarına kurulmuş kahvemi yudumlamıyorum. Durakta otobüs bekliyorum. durak ıslanmak istemeyenlerin anavatanı haline gelmiş, gelmeyen otobüsler yüzünden 30-40 kollu homurdanan bir canavara benziyor. Gelen otobüse tıkışan insanları izlerken, cam kenarında buğulu gözlerle bakan güzel bir kız görme şanısımın, asık suratlı insanlar tarafından cam kenarlarının kapıldığına her akşam şahit oluyorum. gelen giden otobüs numaralarını not alsam loto oynasam mı acaba. sonunda gelen otobüsüme bindim şanslıyım ki ayakta yer kalmış, tıkışarak orta ve arka taraflarda seyahat eden yolcularımıza duyrulur. bir sonraki durakta inenler kapılara yanaşsın….

Kategori gereksiz gibi | Yorum yok »

kendi kendine muhabbetler 2

13 Şubat 2013 yazar EkremBay.

Adsız Alkoliklere katılma kararı aldım.
_alkolik misin?
hayır.
_bak, ilk madde alkolik olduğunu kabul etmen gerekiyor.
iyi de alkolik olma ihtimaline karşı tedbir maksatlı katılma kararı aldım. illaki dibe vurmaya gerek yok….
-haaa
şöyle girecem, bakacam millet napıyor, derdi tasası ne? neden içiyor? neden bırakamıyor? falan filan fıstık.
_yav öyle bir arkadaşa bakıp çıkacam gibi olmaz ki, düzenli katılacaksın
he tamam işte katılım olursa bende katılırım. bir de ballı jack içmek serbest mi onu soracam
_??? o ne lan
bildiğin jack abicim, ballısını yapmış adamlar, içimi gayet güzel
_harbi mi?
harbi valla, dur şişenin dibi kalmıştı 2 duble çıkar
_e iyide adsız alkolikler şeysi
onlara yetmez ki, isteyen olursa toplantı sonra bara gideriz.
_hhahahahhaha
hahahahhahah

_saat kaçta?
6 buçukta
_hadi ben kaçtım
tamam yarın işte görüşürüz
_eyvallah

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

yağmur

17 Ocak 2013 yazar EkremBay.

yağmur iyiden iyiye ıslatmıştı ahşap doğramaları,
tahta kuruları da içten içe yemişti
camları tutan macunlar kuruyup çatlamış, tutmayı bırakmışlardı
macunların bir kısmı sökülmüş, sökülenlerin yerine gelen macunlar daha koyu renkli, kendinden emin, camı son nefesine kadar tutacak gibi duruyor
eskiden böyle değildi, çocukken. boyası bile vardı, macunları yeni, camı sağlam, su sızmıyordu içeri.
buhar oluyor her nefeste, sonra şekiller, bazen isim, bazen kalp oluyor her nefes,
bazen hiçbirşey
bazen yağmur damlaları yarışmasında birinciye kupa töreni düzenliyorum
çatlak camdan gelen soğuk hava içime işliyor, kemiklerime kadar, ruhuma kadar işliyor
çocukluğuma kadar geliyor soğuk hava
çocukken bu kadar soğuk muydu bu pencere?
(ekrembay  17012013.0153)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kafam dumanlı…

10 Ocak 2013 yazar EkremBay.

iki sokak aşağıda,
terk edilmiş,
harabeye dönmüş,
çatısı kim bilir nereye gitmiş olan
köşede ki 2 katlı pembe boyalı evi mesken etmiş…
çocukluğumun anılarında
boyaları dökülmemiş
çatısı kaçmamış
cam pencere kırılmamış pembe evi mesken etmiş…
gençliğimin ilk ya da sonbaharında
kim bilir neresinde
aşık olduğum
aşkına teslim olduğum
odalarında bedenimi ruhumu emanet ettiğim
adımızı kalp içinde duvarına kazıdığımız pembe evi mesken etmiş
götü başı kaymış,
saçı sakalı karışmış,
üstüne üstlük örmüş
bir kısmını yakmış
dumandan sararmış
sarmaşık gibi sarmış yüzünden
tebessüm yerine
bir avuç duman aldım
ismini bilmediğim esrarkeşten

(ekrembay.10012013)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

bir kavanoz dolusu yıldız

10 Ocak 2013 yazar EkremBay.

gece, gökyüzünden bir sürü yıldız toplamak istedim,
avuç avuç…
başından aşağı dökmek,
saçlarının arasına karışmalarını izlemek istedim.
ama kanatlarım yok
uçamam,
toplayamam,
kalakalırım öylece
eski bir evin çatısında
gözlerim yıldızlarda
aklım sende…
bazı geceler
düşenler oluyor
kimilerinin dileklerini yerine getiremeden
kayip gidiyorlar ya
işte onlardan
bazıları arka bahçeme düşer her ne hikmetse
toprağa karışmadan
erimeden, sönmeden, yok olmadan topladım
senelerce
5 kiloluk cam kavanozda biriktirdim
bazıların üzeri kirli
bazıların ışığı sönük
bazıları da küçük
ama olsun
tam ağzına kadar dolsun
bekleyeceğim
sonra
mezarına dökeceğim
gökteki yıldızlar bile kısakancak
kara topraktaki yıldızları görünce

ekrembay.10012013.2155

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

dün akşam

01 Ocak 2013 yazar EkremBay.

dün akşam
senenin son günü, son saatlerinde
alkolle boğulduk, sigaranın dumanına esir olduk
zaman durdu
eskiyle yeni arasında kalakaldık

ekrembay.01012013.2055

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

zümrüdüanka

25 Aralık 2012 yazar EkremBay.

Hani küllerinden tekrar doğan bir kuş var ya aslında onu pişirip yediler, bir yılbaşı gecesi hemde. Tekrar ve tekrar küllerinden doğdu tekrar ve tekrar pişirip yediler. İşte o yılbaşı gecesi yetimhanedeki hiç bir çocuk aç uyumadı….

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kendi kendine muhabbetler

14 Aralık 2012 yazar EkremBay.

herkese tost yaptım
-neden?
canım öyle istedi
-hmmm
8 dilim ekmekten 4 adet kaşarlı tost, tereyağlı hemde
-….
kepekli mepekli kahverengi büyük ekmeklerden 6 dilimden 3 adet tost ama peynirli
-neden peynirli?
kaşar kalmadığı için
-çay?
yaptım tabi, içine birazda tomurcuk kattım
-yemede yanında yat olmuş sanki
öğlen yemeği sipariş etmedik acıktık bende ultra mega hızlı şekilde yaptım.
-ultra mega..
aşçı olsaymışım keşke
-tost yaptın diye hemen aşçı havalarına girme
ama herkes beğendi, yedi bitirdi
-sen bırak aşçılığı da elindeki işleri bitirdinmi?
yok bitirmedim, pazartesiye salladım. bu arada mi ayrı yazılır..
-sana ne.
akşama rakı balık var. gelecek misin?
-bilmem sen gidersen bende gelirim..
iyi o zaman hazırlan.
-rakı balığamı? jönpirmatikliğe gerek yok.
iyi sen bilirsin….

ekrembay.

Kategori kendi kendine muhabbetler | Yorum yok »

biri

09 Aralık 2012 yazar EkremBay.

biri aklıma girdi,
doğru mu yanlış mı? bilmiyorum,
sonu güzel bitsin bu hayalin,
aklım sağ sağlim aşka teslim olsun,
ya da yok olsun hayal
ekrembay.09122012.2340

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

devrik

24 Kasım 2012 yazar EkremBay.

devrik cümle denizinde küçük bir sandal, tek bir kürek, biraz kuru kayısı, gavur şeysi gibi kavuran güneş, beyaz atlet, amele yanığı, tek gözlü dürbün ve gözümü oyma heveslisi kanadı kırık bir martıyla muhabbet ediyorum.

(ekrembay.24111012)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kapı

19 Kasım 2012 yazar EkremBay.

şu kapıdan kalbimi kırıp paramparça eden çıksa
çıkarken sağ eliyle yavaşça kapatsa
üzerinde ki tokmak çarpmasın diye tutsa
eline pas bulaşsa
sanki prenses gibi somurtsa
posta kutusuna bişeyler iliştirilmiş mi diye bakmayı unutsa
altı üstü altı basamaktan üç adımda inse
arkasına dönüp bakmadan gitse
saçları belinde savrulsa
deniz dalgasının kıyıya vurması gibi
kırbaç gibi
acı gibi
hüzün gibi
savrulsa
sonbahar bulutlarına karışsa
yağmur olup yağsa
şemsiyemi unutmuş olsam
ıslansam
üşür müyüm??
ekrembay191112 2359

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

öyle sarhoş olsam ki

11 Kasım 2012 yazar EkremBay.

hiç bir şey eskisi gibi değil
beraber gittiğimiz meyhane
içtiğimiz rakı ve şişesi bile eskisi gibi değil
meyhanenin kapısını değiştirmişler
eski gıcırdayarak, aksırarak, öksürerek açılan kapıyı değiştirmişler
eskiden kapı açıldımı zil çalardı
herkes dönüp bakardı
tanıdık biri girer diye
yoksa girenin tipini kimse sallamazdı
giren huylanırdı, ama bakan birini beklerdi her daim
şimdi içeri ne girip çıktığı belli değil
dingonun ahırı mübarek
zaten sahibi de değişmiş
göbeği yerlerde gezinen, çükünü işerken göremediğinden şikayet eden barmen de yok
sıska kara kuru birşey gelmiş
gözleri küçük, çukurları büyük, kaybolup gidersin baygın, bayık mat bakışlarında
sırıtmıyor bile
hapishaneden çıkmış gibi
çalan müzikler bile eskisi gibi değil
televizyonun tüpünü çalmışlar, gaz kaçırmıyor, tıslamıyor, cızırdamıyor, şarkılar arasında sessizce duruyor aptal gibi
dışarda yağan yağmur bile eskisi gibi değil sanki
eskiden bir süre düz yağardı, bir süre sağ çaprazdan camları döverdi
şimdi sağı solu belli değil
şemsiye katili yağmurlar var dışarda
ucuz Çin işi şemsiyeleri İstanbul’un yağmurları hunharca katlediyor
şemsiyeler bile eskisi gibi değil artık
kaçıncı duble deyim bilmiyorum
yeter artık fazla içtin diyen yok
sigara dumanından bulutlar yok
izmarit kokusu sinmiş küllükler yok
meyhane kokusu yok
e sen de yoksun
şimdi tek başıma içiyorum rakımı
tek başıma yiyorum mezemi
tek başıma dinliyorum şarkıları
tek başıma maziye dalıp çıkıyorum
tek başıma kadehler kaldırıp, boğuluyorum
hiç bir şey eskisi gibi değil dedim ya
sigarayı bırakalı bir sene oldu
keşke sende bıraksaydın
belki şimdi eskisi gibi beraber içiyor olurduk
ekrembay(11.11.2012 23:37)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

odun

11 Kasım 2012 yazar EkremBay.

odun dediğin nedir ki
zamanla yağmur, çamur, kar, soğuk, sıcaktan çürür
odun odun olmaktan çıkar kömür olur
o zaman çakarsın kibriti cayır cayır yakarsın
kaçarsan ateşten yanmaktan kurtulursun
baktın sıcaklığı güzel
o zaman sende yanarsın,
kül olursun, rüzgara karışır, savrulur gidersin, milyon parçaya ayrılsın
o savrulan küller
bulutlara karışır,
yağmur olarak yağar,
toprakta buluşur,
toprak yeşerir
çiçek açar,
börtü böcek seni alır taa ilk yandığın, kül olduğun yere götürür
oradaki çiçeğe bırakır…
ekrembay.221120121701

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hayal kırıklığı

31 Ekim 2012 yazar EkremBay.

hayal meyal hatırlıyorum
kurduğum hayallerin büyüyüp kocaman hayatlara dönüştüğünü
sonra elinde kazma küreklerle, balyozlarla gelip
yakıp yıktıklarını hayal meyal hatırlıyorum
yıkıntılar arasında kurtarılmayı bekleyen,
unutulan, kaybolan hayallerim vardı…

ekrembay… 31102014

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

sarmaş dolaş

30 Ekim 2012 yazar EkremBay.

gece yıldırımlar sağa sola deli gibi savrulurken,
senin yanında, yatağında, kollarında, içinde olmak isterdim.
küçük bir çocuk gibi korkuyorken masallar anlatıp,
kediler gibi sarmaş dolaş uyumak isterdim.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

aşktan hemen önce

27 Ekim 2012 yazar EkremBay.

Lapa lapa kar yağıyordu, hava durumu mevsim normallerinde gerçekleşecek durumdan bahsediyordu.

Kat kat lahana kıvamına gelene dek giyindikten sonra dışarı çıktım.

İstanbul’un büyük bir kısmı cumartesi gününde evinde tatil yaparak geçirmeye karar vermiş gibiydi.

Halbu ki cumartesi günleri de trafik berbat olurdu.

Kar lapa halidne yağmaya devam ederken sokaklar inceden beyaza bürünmeye başlamıştı.

İstanbul gelinliğini giymiş gerdeğe hazırlanıyor sanırım.

Durak bu sefer sokak köpeklerin sahipliğinde, yanlarına kıvrılıp bütün gün uyusammı acaba, işe gitmesem mi?

2 tanesi siyah, bir tanesi kahverengi, 1 tanesi beyaz ama siyah lekeleri var. Çakma dalmaçyalı.

Hepsi durağın rüzgar yemeyen, kar biriktirmeyen köşesinde sarmaş dolaş yatıyor..

Otobüsüm biraz daha geç kalırsa çakma dalmaçyalının yanında kıvrılmaya karar vermiştim ki,

eski püskü, sağı solundaki pasları dökülen, en arkasında tepesinde bacası olan 2 körüklü otobüs geldi.

E bunlar tedavülden kalkmamışmıyı?

Tıslaya tıslaya, acı acı saçma sapan sesler çıkartarak canhıraç bir şekilde fren yaptı.

Köpek yumağı devasa bir kıl yumağı gibi homurdandı, kıpırdandı, 8 adet gözü olan devasa bir mutant kurt adam gibiydi.

Ön kapı gıcırdamalar eşliğinde açıldı, bir an kırmızı bir halı, önüme ayaklarımın dibine yuvarlanarak açılacak zannettim.

açlan kapıdan sıcak bir hava dalgası geldi, kesinlikle otobüsün en arka köşesinde küçükbir kumsal, orda güneşlenen birileri olmalıydı.Bu temmuz sıcağının kaynağı başka ne olabilirdiki.

Şoför 60lı yaşların ortalarındaydı, günlük kestiği sakallarını nadasa bırakmıştı,

Kapı arkamdan gıcırdayarak kapandı.

Cebimde dolaştırıp, katladığım, köşelerini tırtıkladığım biletimi çıkarttım. Açarken Şoför göz ucuyla beni kesiyordu.

Bilet yiyen bir canavar ağzını açmış bekliyordu, acıkmış belli sabahtan beri fazla bişey yememiş, afiyet olsun.

ilk sıraların cam dipleri önceden rezerve edilmiş gibiydi, ilk körüğe yaklaşırken artık yer beğenmeye başladığımı farkettim.

ikinci körüğede yaklaştığımda en karada ne bir kumsal ne de şezlong vardı.

Sadece makine dairesinin gürültüsü. 2 kişi kazana kömür atıyordu.

Boş ikili bir koltuk seçip cam dibine kıvrıldım hemen.

Nasıl olsa son durakta iniyorum diye kapşonumu kafamdan çeneme kadar geçirdim.

Devasa büyüklükteki 2 körüklü homurdanan canavarın midesinde

kulaklığımı taktım en sevdiğim parçayı açtım (afraid to strangers) en son hatırladığım en saevdiğim kısmıydı ve şimdi son durak kimse kalmasın sesi.

geldik mi? ne çabuk.

Bütün gün hızını arttırarak yağan kardan kaçıp kurtulanlar, yanan sobanın sıcaklığında kahve, çay, ıhlamur içip konuşup koklaşıp öpüşüp gittiler.

akşam saat 10 olduğunda, kafe artık bomboştu. Kar bütün gün hiç durmamış, lapa lapa yağmayı bırakmış tipiye dönmüştü.

Son otobüsü kaçırmadan kepengleri kapatmak lazım.

Kar tipiyi bırakmış lapaya dönmüştü ve hatta duracakmış gibiydi. Ama sorun vardı. Durak bomboştu hiç bir otobüs yoktu…

Kafeye geri dönsem iyi olurdu. Ama önce bi tur atsam daha iyi olurdu. Kar yağmayı bırakmıştı nasıl olsa.

GÜndüz vakti iğne atsan yere düşmeyen ana cadde bembeyaz olmuştu.

Gece 11 de kar topu savaşı yapanlara katıldım, hangi taraf ve ne için kartopu salladığımı bilmiyorum ama yara alamdaın kurtuldum.

Tramvay yolunu takip ederek caddenin sonuna gitmeye karar verdim.

Karda oynayan bir kaç köpeği sevdikten sonra sahibi beni severmi evine alırmı diye sordum. Olmaz dedi…

Yoluma devam ettim artık üşümeye başladığıma göre geri dönsem iyi olur daha iyi olur hatta süper olurdu.

Sobayı tekrar yakar ıhlamur demleyip içme düşüncesindeyken devasa bir kardan adamla karşılaştım

etrafta ne kadar kar yığını varsa temizleyip, tam tamına 3 büyük topran oluşan, düğmeleri kömür yerine kaldırım taşlarından, burnu havuç yerine kürekten, atkı yerine uzunca bir bez afiştendi…

sırıtarak bana baktı, kar tekrar yağacak dedi.

kafenin yolunu tuttum, dediğim gibi yaktım sobayı, ıhlamuru kaynattım üşenmeden 3 5 tane kestane bile pişirdim.

Kardanadamın dediği gibi kar yine başlamıştı.

bir bardak ıhlamur uykumu getirdiğinde 1 ay kadar önce otobüste gördüğüm kızı düşündüm. İkinci kere görmüştüm,

Biraz sidirella, biraz pamuk, biraz rapunzel gibiydi. Biri pirensesleri öldürüp birleştirmiş, masalları baştan yazmış gibiydi.

Baktık, bakıştık, uzun süre bakıştık, ayakta dikilen yolcular arasından, kavda edenlerin arasından bakıştık, konuştuk, güldük, ağladık, hatta kavga ettik, küstük, barıştık, aşık olduk bakışlar altında.

Son durak yolcusuydun benim gibi, takip etmek istemiştim, kalabalık alıp götürmüştü ikinci seferde,

Masallarda ki gibi ekmek kırıntısı yada simit kırıntısı bıraksaydın ya ne olurdu sanki.

Ama ben ne bir avcıydım, ne bir prens, ne bir beyaz atım vardı, üstüne üstlük şövalye değildim. En fazla çantamda çokoprens vardı.

Prensesler, prensler, kurtlar, avcılar, cadılar derken rüyalarımı sabah aydınlığı böldü. İyi de etti.

Kar bütün gece yağmış olmalıydı yokas diz boyunu geçermiy di? Saat 9 olmuş, Bakkal dükkanını açmış dükkanının önünüde yol açmakla meşguldu, Aynısnı fırında yapıyordu.

Bende yol kafenin önündeki yolları açtım. Kim gelirse artık diyerek fırından çıkmış sıcak ekmek aldım, bakkaldanda kahvaltılık.

Kar bir yağıp bir durmaya devam ederken haberler bütün İstanbul’un kara teslim olduğunu söylüyordu demek ki bekaretini bozmuş gelin.

Pazar günü herkes evindedir. Kimisi geceden kalmıştır, kimisi sevişmekten kalkamamıştır kim bilir..

belki gelen olur da sıcak bir şeyler içmek ister diye açtım kafeyi, sobayı yaktım, çayı demledim, yanında ıhlamur akşamdan demlenmişti zaten,

yerleri de paspaslarken kapı açıldı, üzerindeki karları silkeleyerek içeri girdi.

Elimde paspasla baka kaldım, dona kaldım, kaldık, donduk, kardanadam olduk, 3 metrelik atkısız, şapkasız…

Kim bilir ne kadar sürdü belki bir mevsim belki bir dakika.

-Açıkmısınız?- sorusuyla eridik, karlar eridi.

-Evet- dedim

-Kahve var mı?- diye sordu

-Evet- dedim. Sanırım bütün kelimeleri unuttuğum an o andı.

Kalabalığın götürdüğünü kar getirmişti. Ben değil o beni bulmuştu.

Sobanın yakınına cam kenarına oturdu. Gülümsemekten başka bir şey yapamıyorduk, sanırım o da kelimelerin bi kısmını kaybetmişti.

Getirdiğim kahvenin 3 aylık bir hatırı olacağını bilseydim daha koyu yapardım içine de fazladan şeker atardım.

akşamdan kalan kestaneleri sobanın üzerine çaktırmadan koydum.

radyoda çalan parça bir fincan kahve daha derken

kahvesine kahvemle eşlik ettim,

Kalbimde o sobadan kalma közler kalacağını bilseydim, kahve yok derdim. kapalıyız derdim. Sobaya fazladan odun atmazdım. Cayır cayır yakmazdım. bir fincan kahve daha içmezdim.

Kapıyı kilitleyip “KAPALIYIZ” tabelası assam ayıp olurmuydu diye düşünürken kapı yine açıldı,

-çay var mı? çay- diye üşüyen bir müşteri

-var. olmaz mı?- Pazar günü İstanbul’un kendisi bile tatil yaparken senin ne işin var burda demek ayıp olurdu.

En demlisinden tavşan kanı kıvamında ince belli çay verdim.

Yanında simit getirmiş, ayıp olurmu bakışına, afiyet olsun cevabını takdim ettim.

Gazetesini montun içindeki cebinden çıkartıp okumaya başladı.

Kestaneler pişmiş kokusu kafeyi sarmış simit kokusuyla dans ediyordu.

bir fincan kahve daha derken -Artık kalkayım- dedi.

(2005 Aralık)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kürekler

15 Ekim 2012 yazar EkremBay.

Seni düşünce denizinde kürek çekerken gördüm,
oturduğum deniz fenerin dürbününden.
Tepende gezinen martılar sinir bozucu olmalıydı ki,
küreklerinden birini martılara fırlatmıştın.
Tek kürekle baya bi zorlanıyorsun,
üstelik martıları ıskalamıştı küreğin.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

vay bee

13 Ekim 2012 yazar EkremBay.

ilk sayfa denemesiydi. vay beeee

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

fırtına

13 Ekim 2012 yazar EkremBay.

içinde yağmur mu yağıyor yoksa fırtınamı kopuyor nereden bileceksin…
yine de ne olur olmaz sen şemsiyeni yanında getir,
bakarsın yağmur yağar ıslanmazsın,
bakarsın fırtına kopar şemsiyeyle uçarsın,
uzaklara bir yerlere…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ilaç şişeleri

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

İlaç şişesinin üzerindeki etiketi itinayla çıkarttı
Yapışkan izlerini iyice temizledi
İçine mavi parlak bir su doldurdu
Kapağını kapattı iyice sıktı
Eski püskü bir bezle kuruladı
Sırt çantasından bir defter çıkarttı
Tam ortasından bir sayfa koparttı
Küçük bir makasla küçük bir parça kesti
kırmızı kalmle üzerin bir şeyler yazdı
Küçük harflerle
Sonra ilaç şişesinin etrafını sardı
Bir eliyle kağıdı tuttu
diğer eliyle de bantlamaya çalştı
Eğri büyrü olmuştu
Ama umursamadı
Ve diğer şişelerin yanna koydu
Kimisi kırmızı kimisi yeşil renkteydi
Şişelerin boyları da farklıydı
-ne bunlar?- diye sordu onu sessizce izleyen annesi
-sihirli iksirler- dedi kızı
-dedem o ilaçlarla iyileşmezse benim yaptığım iksirlerle iyileşir- dedi gülümseyerek…
(EkremaBay 08Ekim2012 01:45)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kağıttan gemiler

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

sabah güneşle aydınlanmıştı
akşam ki yağmurdan geriye sokakta akan küçük nehirler vardı
birinin dibinde yeşil lastik çizmeleri olan
küçük bir çocuk vardı
elinde kağıttan gemiler
sırayla suya indiriyordu gemileri
sıra sıra gidiyorlardı
-nereye gidiyor bu gemiler- diye sordu bir ses
ayağında boyasız bakımsız eski bir ayakkabı vardı
bağcıkları da eskimişti
biri çözülmüş
ıslanmış
yere yapışıktı
-uzaklara- dedi çocuk
çok uzaklara
-peki kime?- diye soru adam
-babama- dedi çocuk
sessizce elindeki son gemiyi de indirdi nehire
sallanarak oda gitti sokağın sonuna
orada büyük bir mazgal vardı
biliyormuydu çocuk
kim bilir
adam bir şey söylemeden yoluna devam etti
nehrin yanından ıslak bağcıkları yere şaplayarak
-bakkala gidiyorum, sanda sakız alayımmı?- dedi adam
-bende geliyorum- dedi çizmeleri nehir sularını taşırarak
dalgaları son gemiyi hızlandırdı
dünyanın sonu mazgala hızla gitti
ıslak bağcıklı adama yetişti çocuk
elini tuttu
-gofrette istiyorum dede-….
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:26)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

köpek

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

arkasında bakmadan kaçıyordu
nefesi ensesinde gibiydi
tırnakları asfaltta çarparken korkunç sesler çıkartıyordu
her attığı adımda yaklaşıyordu
korkudan kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi
nefesi kesilmeye başlamıştı
çığlık atamıyordu
atsada kim duyacaktı
evinde kaç sokak kalmıştı
hangi sokaktaydı
kendi mahallesindemiydi
bilmiyordu
artık herşey hızla geçen gölgelerden ve ışıklardan ibaretti
nefesini ensesinde hissetiği anda ayakları dolandı
yere yuvarlandı
tonlarca ağırlığın üzerinde çullandığını hissetti
bacağındaki tarifsiz acı saplandı
çığlık atamaycak kadar korkuyordu
üzerinde devasa bir canavar vardı
ölüm gelmiş kalk gidelim diyordu
-hayıııır- diye çığlık atabildi
ve sessizlik
bacağındaki acı gitmiş yerine sızlama kalmıştı
canavara kaptırmıştı bacağını
sokak lambasının hemen altında sırt üstü yatarken
sineklerin lambanın etrafında dans edişini izledi
sanki bir düğün yapıyorlardı
halaya geçmişler halay başı kara sinek elinde mendiller kendinden geçmiş gibiydi
ve bir karanlık çöktü üzerinde
lambanın aydınlığı gitmiş azrail gelmişti sonunda
-iyimisin?- diye bir ses duydu
derinden geliyordu
ama duymuştu
kolundan tuttu sesin sahibi kaldırdı
-iyimisn çocuk?- diye tekrar etti
ses bu sefer daha gür gelmişti
-iyiyim- diybildi sonunda
azrailine baktı
elinde orak yerinde sopa vardı
nasıl bir azrail di bu?
ne zamandır sopa taşıyordu
iyisin iyisin dedi ses
azrail değildi
eli sopalı bir adamdı
merak etme köpek kaçtı dedi
gel seni hastaneye götürelim
kuduz aşısı vursunlar…
(Ekremaby 8ekim2012 01:21)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kestane kokusu

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

akşamın ilerleyen saatinde yelkovan akrepten deli gibi kaçarken
kapı çaldı,
ahşap kapı tıklamanın sesini yedi bitirdi
sesi ne alt kat, ne üst kat duydu
duysada kimin umrudaydı
belki ahşap kapının, kim bilir
belki
zili tamir etmemi,
eskiyen menteşeleri yenilememi,
içini kemiren tahta kurularını öldürmemi isterdi, kim bilir
kapının bu durumu hiç umrunda olmayan
akşam yağmuruna yakalanmış,
ıslanmış,
üşümüş kadın
üzerindeki suyu damlatarak içeri girdi
montunu çizmelerini sırayla üzerindeki bütün ıslak elbiseleri çıkarttı
sobanın üzerindeki tellere asarken sıcaklığı çıplak vücudunu ısıttı
kendisinden bir kaç beden büyük elbiseler giyerken
kırmızı şarap doldurmuştu kadına
ocakta makarna kendinden geçmişken,
salatayı hacamat eden adam iki üç beden içindeki kadınla dalga geçiyordu
-bana bakacağına dikkat et, elini kesme- dedi kadın
demesiyle kesti zaten
hemen koştu kesik parmaklı salata doğrayıcısına
kanayan parmağını sildi
eline tuttu ve kesiği emdi
-çölde akrep sokmadı ki- dedi adam
gülümseyen kadın -olsun yine de hayatını kurtardım- dedi
yara bandı parmakta, salata tabakta, makarna ocakta, şarap bardakta, minderler yerde, bir şömine eksikti
onun yerine çıtır çıtır yanan soba vardı
üzerinde pişecek kestaneler de yanında, kağıt torbada duruyordu
bu akşam havanın canı birşeye sıkılmıştı anlaşılan
arada bir şimşekler çakıp gürüldüyordu
yağmur hiç durmamıştı
İstanbul ağlıyordu, hemde hüngür hüngür
televizyonu yoktu adamın
radyosu vardı, çalıyordu kafasına göre
çızırtılı güzel bir parça denk geldiğinde eşlik ediyorlardı
yemek biteli çok olmuş,
şarap şişesi yarılanmış
kestaneler çoktan pişmiş birbirlerine yedirilmiş
kabukları sobanın içinde yanmış kül olmuş
bacasından istanbula karışmştı
saat gece yarısını gösterdiğinde akrep yelkovanı kovalamaya hala devam ederken
sobanın ateşi azalmış sönmeye yüz tutmuş
battaniyeler içinde sarmaş dolaş iki beden uykuya dalmış
yağmur durmuş,
rüzgar uğuldayarak gürlemeyi kesmiş, sakinlemişti herşey
gecenin sessizliğine karışan tek şey sobanın son çıtırdamalarıydı…
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:13)

gözden kaçan ayrıntılar: kadın kırmızı renkli tek parça elbise giymişti, etek boyu dizlerindeydi, sütyen giymemişti, çizmeleri bordo renginde dizlerine kadar geliyordu arkadan fermuarlıydı, kısa bir mont vardı üzerinde, bunun rengi de bordoydu, küçük bir çantası vardı, kırmızı ruj sürmüştü, saçları uzun beline kadardı, evin sobası eski silindir şeklindeydi, boruları yer yer pas tutmuştu, yanında odunlar onun yanındada kağıt torbadaki kestaneler vardı, 2 3 tanesi sobanın dibine düşmüş pişmişlerdi, odada hafif kestane kokusu hakimdi, yer tahta zemindi, yer yer gıcırdıyordu, balkonu da vardı evin, ama kapısının altından soğuk hava geliyordu, eski bir havluyla kapatmıştı alt tarafını, evin kedisi görüp görebileceğiniz en tembel kediydi, balkonun yanındaki pencerede uzanmış uyukluyordu, tanımadığı kişilere kendisini sevdirmeye niyeti yoktu, kadın ıslak elbiselerini sobanın üzerindeki tellere asarken göğüs uçlarından su damlıyordu, her damlama ufak bir cozurdamayla son buluyordu, buhar olan damlalar kadının göğüsleriyle tekrar buluşuyordu, adamın pijamaları kadında komik görünüyordu, üst kısmının düğmelerini yarıya kadar kapatmıştı, göğüsleri ne büyük ne küçüktü, oturup kalktığında, eğildiğinde güzelliğini kanıtlıyordu. göğüs uçları sert ve dikti, içtikleri kırmızı şarap yıllanmış hediye gelen bir şaraptı, salata pek güzel değildi ama makarna parmak yedirtecek gibiydi, radyoda bob dylan bir fincan kahve daha çaldığında gök gürültüsü bile sessizliğe bürünmüş parçayı dinliyordu, kestaneler pişip kızarınca, kimisi yanınca ev kestane kokusuna teslim oldu, gece yarısında adamla kadın sevişirken şişe yere düşmüş yeri yıkamıştı, yağmur iyice bastırmış, gök gürlemekten öte çıldırmış gibiydi, arada bir çakan şimşek iki çıplak bedeni aydınlatıyordu, inlemelerini ne alt kattaki kadın ne üstteki yaşlı adam duymadı….
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:13)

alternatif akşam : akşamın ilerleyen saatinde hiç kapı çalmadı adam ise şarap yerine viskisini açmış, şişenin dibini görmeden sızıp kalmıştı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

battaniye

07 Ekim 2012 yazar EkremBay.

-eskiiciiiii- diye sesini uzattı
eskicinin eskilerinden daha eski,
gıcırdayan tekerlekleri,
tamiri bol olan el arabası,
ağır ağır ortalıyordu sokağı.
havalar serinlemiş iyice,
yaz geçe kalmadan gitme derdinde,
kış kapıda ,
son bahar ise kim bilir nerede.
-eskiiiciiiii- bu sefer daha da uzattı eskileri,
belki duyan olur da eskilerini satardı 3 5 kuruşa,
ya da alan olurdu 5 10 kuruşa,
-kim bilir- dedi kendi kendine.
sokağın ortasında top oynayan çocukların arasından geçerken hızlandı,
goller ofsaytlar penaltılar kaçmamalıydı,
-eskicii- bu sefer ses kısa ve kısık, mat ve buruktu.
kırık dökük,
camını zor tutan,
ahşap bir pencereyi aralamıştı sesin sahibi
-battaniyen var mı?- diye sordu.
eskici durdu,
arabanın altındaki küçük dolabı açtı,
katlanmış bir battaniye çıkarttı,
eski bir iple bağlıydı,
tuttu fırlattı.
-hediyem olsun- diye seslendi
bu kış çok soğuk geçecek dedi
giderken…
ekrembay 07-10-2016/01:06

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ayçiçekleri

05 Ekim 2012 yazar EkremBay.

van gogh’un resimlerindeki gibi dünyayı görüp görmediğini merak etti.
elleri cebinde
kafası biraz sola yatık
gözleri kısık şekilde incelerken
merakını bölen birinin eli omzuna kondu
döndü baktı
elin sahibi kol, kolun sahibi bedene ait gözleri gördü
saniyeler belki dakikalar geçti
kim bilir belki yıllar
-eve dönme vakti- dedi
diğer elinde tuttuğu gömleği giydirirken hiçbir şey söylemedi
son bir kez ayçiçeklerine baktı
-hadi gidelim- dedi
elleri kolları bağlı
sakin sakin giderken gülümsüyordu
etraftaki şaşkın bakışlara aldırmadan şarkı mırıldanmaya başladı
bu sırada tabloda ki ayçiçeklerden birinin eksik olduğunu kimse fark etmedi…

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

Kuazimodo’yu anlamak

05 Ekim 2012 yazar EkremBay.
Aslında *Kuazimodo’yu anlamak için ne kambur ne de çirkin olmaya gerek yok… Günümüzde kadınların hepsi kendini çok güzel zannediyor..
(Bilmeyenler için not düşme ihtiyacı duydum; Kuazimodo Natırdamın Kamburu romanının kahramanıdır. Katedral zangoçudur kendisi)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ahtapot

04 Ekim 2012 yazar EkremBay.

yalnızlık ahtapot gibi
8 kolu var
her biri sarmış bedenimi
çekiştirip duruyor
ha koptu kopacak
kollarım
ayaklarım
boynum
vantuzları da cabası
derinlere çekmek istiyor
karanlığa
zifiri
soğuk
nemli
yosunlu
ıslak
yapış yapış
hastalıklı karanlığa
yalnızlığın kardeşi sessizliğe
sağır edici sessizliğe
kulaklarında uğultu çınlama eşliğinde
en derinlere
çekmek istiyor
ne kadar uğraşsam da
debelensem de
kurtulsam da
bir başka ahtapot sarıyor bedenimi
sessizliğe
sensizliğe
en derinlere çekmek istiyorlar
sussam
bıraksam kendimi
en derinlere çekseler beni
kaybolsam
yok olsam
unutulsam
hatırlanmasam
kimin umrunda olacak ki…
(ekrembay040912)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

uyusam

30 Eylül 2012 yazar EkremBay.

Sabaha karşı saat 3.
saatin tıklamaları topal bir ihtiyarın adımları gibi.
sokak köpekleri de kim bilir neye havlıyor?
topal ihtiyara mı?
yoksa onu koruyorlar mı?
Karnım gurulduyor,
sabahı 4 gözle bekliyor.
Uyku ne zaman gelir?
Gözlerim kapanıyor.
Ne rüya göreceğim?
Seni mi?
Sayısal loto rakamlarını mı?
hiçbir şey mi?
her şeyi mi?
Köpeklerin sesi kesildi.
Saatin sesi kesildi.
Horlasam mı acaba???

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

anlatsam

30 Eylül 2012 yazar EkremBay.

hayat bu kadar kolayken neden o kadar zorlaştırıyorum???
derdim ne benim??
ya da sizin derdiniz ne?
söyleyin,
susmayın,
konuşun,
bağırmayın,
susun,
bi rahat bırakın beni.
yada bırakmayın beni..
gitmeyin…
giderseniz bakkala uğrayın!
2 ekmek alın,
çay demlerim kahvaltıda konuşuruz
derdimi anlatırım
anlarsanız
anlamazsanız tekrar anlatırım
baktık olmuyor susarım
çayımdan bi yudum alırım
uzaklara bakar
dalar dalar çıkarım
çayın dibinde şeker kalmış mı diye bakarım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Depresyon

26 Eylül 2012 yazar EkremBay.

Bugün yaptığım küçük bir testle depresyondaki insanları intihara sürükleyen nedenlerin başında arkadaşları geldiğini tespit ettim. Karşındakinin ne yaşadığını, ne hissettiğini, ne bok olduğunu bilmeden; hayat güzel, hayat yaşamaya değer, olumsuz bakma vs. şeyleri inatla, zoraki bir şekilde empoze etmeye çalışmaları fakat hiç bir bok yapmadıklarından dolayı depresif ruh halindeki kişinin sıçılmış bok gibi hissetmesine neden oluyor.
Konuşacağına sev,
Konuşacağına sarıl,
konuşacağına öp,
konuşacağına seviş.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

kedi tırmığı

24 Eylül 2012 yazar EkremBay.

e sonra neden depresyona girdin diye soruyosun
ben girmiimde kimler girsin be anacım
yani gördüm bi açık kapı amaaan ne olacaksa olsun dedim girdim
sonra öksürük şurubu diye tentürdiyot içtim
içim öyle bi acayip oldu ki sorma
yani bi yandı bi yandı ekşi su geldi ağzıma ıyyyy
kuru ekmek yedim biraz geçti gibi
ama geçmedi o depresyon hali
dahada arttı gibi
o tentürdiyot yaralı kalbimi öyle bi yaktıki
oyy oyyy sorma gitsin
sonra üfledi sanki biri serin serin iyi geldi gibi
yanma geçti biraz
ama sızısı kaldı
sanki bir kedi ağaca tırnaklarını geçiriyormuş gibi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

aniden

23 Eylül 2012 yazar EkremBay.

öylece bir gün zort diye önünü kesip, gözlerinin içine, taa derinlere bakıp özlediğimi söylemek isterdim. sonra senin beni özleyip özlemediğini hatta hatırlayıp hatırlamadığını ve gelecek olan okkalı tokada hiç umursamadan aniden öpmek isterdim. sonra da pardesüme sarılıp kahkahalar atarak kuru kalabalığa karışırdım.


not1: neden zort diye? pırt diyemi tercih edersin.
not2: neden gözlerinin içine? gözler ruhun gıdasıdır yok aynasımıydı neydi?
not3: neden taa derinlere kuyumu bu? anlayan anlar. dibe dalınca kum çıkartırım merak etme.
not4: özledinmi harbiden? heee.
not5: o özlemişmidir? bilmem.
not6: neden okkalı tokat? eski ağırlık birimi daha romantik oluyorda ondan. düşünsene bi kilogramlı tokat yazsaydım olurmuydu hiç.
not7: neden aniden öpmek? sorsam öptürürmü hiç bi düşün allaasen.
not8: neden pardösü? yağmur yağma riski var
not9: neden kuru kalabalık? çünkü daha yağmur yağmadı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

sonra

22 Eylül 2012 yazar EkremBay.

sonra kalp kapakçıklarının değiştirilmesi gerektiğini söyledi doktor.
ne olduysa o zaman oldu.
açık kalp ameliyatı sırasında.
sanırım hemşirelerden birisi adamı,
yardımcı cerrah ise kadını aldı.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

okuma bence….

22 Eylül 2012 yazar EkremBay.

e şimdi şöyle bir şey var. bir sürü test yaptırdım. orta şiddetten ağır şiddete uzanan bir alanda depresyon maçı yapıyorum. iki kale var. bi tanesinin yanında armut ağacı dikmişler. kaleci armut toplayacak ama ayı var ağacın dibinde. uyuyor. hadi kış olsa uyanması zor olacak ama yaz temmuz sıcağı gavur şeysi gibi. diğer kalede bilmem kaçıncı bizans imparatoru şezlonga uzanmış 50 faktörlü güneş kremini sürmüş ooohh valla değme keyfine. ortada ben, hangisine gitsem? armutlarda güzel gibi. ee ayı işte anlıyor abicim. seyirci de yok. hadi bi tane olsa yok be abicim bi tane seyirci yok. nerde bunlar. bilet bastırmadık ondamı acaba ondan olsa gerek.. milletin haberi yok. olsa belki bi kaç kişi gelir. küfür müfür eder. bozuk para falan atar, çakmak, piknik tüpü, belki cep telefonu takozundan. yok salaklık bende bilet bastırmadık. hem buraya nasıl gelecekler ebesinin şeysinin sağ yokuşunu çık göbek deliğinin ordaki büyük alan. zeytin peynir biraz domatis çayda olaydı iyidi.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

TEK KALE MAÇ OYNAYAN ÇOCUĞUN HİKAYESİ

18 Eylül 2012 yazar EkremBay.

Bir mahallede daracık bir sokakta çift kale maç yapan çocuklar vardı.
Harala gürele tepişe tepişe toz toprak içinde sağını solunu dizini dirseğini yaralayarak gol peşindedir.
Aşağı mahallede ise bunları uzun zaman camdan seyreden bir çocuk vardı.
Bunlara katılmak yerine babasından aldığı harçlıklarla yeni bir top alıp kendi kendine goller atmaya başlamış.
Bizim daracık sokakta çift kale maç yapmaktan sıkılan üç beş çocuk aşağı mahalledeki top seslerini duyup gider.
Çocuklar kendi kendine goller atan çocuğu biraz izlemişler, yeni topun cazibesine kapılan çocuklar daha fazla dayanamayıp oyuna girerler.
Biri kaleye biri defansa derken maç yapmaya başladılar.
Buna kızan çocuk topu alıp evine kaçar.
Yukarı mahallenin çocukları salak gibi kaldılar boş kalede.
Ertesi gün çocuk yine kendi kendine tek kalede goller atarken yukarı mahallenin çocukları ellerinde bir topla gelirler.
Aralarında para toplayıp aynısının tıpkısı bir top almışlar ama renkleri desenleri biraz farklıydı.
Onun tek başına goller atığı kalede maç yapmaya başladılar.
Çocuk O benim kalem der ve onları oynatmamaya çalışır ama yukarı mahallenin çocuklarının yeni topu çooot diye çocuğun suratında patlar ve ağlayarak evine kaçar.
Çok geçmeden çocuk babasıyla gelir ve bunlar beni dövdü diye babasına ağlayarak zırlayarak şikayet eder.
Babası da elinde zopayla dağıtır çocukları.
Ertesi gün çocuk rahat rahat tek kale maç yapar.
Bi kaç gün geçtikten sonra, yukarı mahallenin bütün çocukları toplanmış halde her birinin elinde yepisyeni topla gelir.
Bütün çocuklar bir sürü topla karman çorman şekilde tek kale maça başlar.
Kendisini sokağın, kalenin, tek kale maçın tek sahibi zanneden çocuk ise ne yapacağını şaşırmış.
Etrafında deli dana gibi maç yapan çocuklara ağlayarak zırlayarak, bağırıp çağırıp çelmeler takmaya, tekmelemeye, ittirmeye, tükürmeye çalışırken de eline aldıı kendi topunu düşürmemeye çalışıyordu.
E çocuk bunlar herhalde böyle yapacaklar, her şeyin tek sahibi olamazsın ki..

 

ACIKLI HİKAYENİN KAHRAMANLARI
tek kale maç yapan çocuk : AYFON
yukarı mahalle çocukları : SAMSUNG, HETECE, SONİ, HUAVEY, NOKYA ve ismini hatırlamadığın bir sürü çocuk.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Gecenin bir saati

18 Eylül 2012 yazar EkremBay.

Gecenin bir saati,
yüksek bir binanın çatısında
elimde bir şişe şarap
ucuzundan
içtikçe içiyorum
sonra konuşuyorum
kendi kendime kızıyorum
küfrediyorum
niye içiyorsun?
yalnızım
yalnızlıktan içiyorum
sebebi bana ait sana ne
kalbim sıkışıyor
patlayacakmış, yerinden çıkacakmış gibi hissediyorum
kalbimi her ne olursa olsun sıkı sıkı tutan kaslar ihanet ediyor
tek tek koptuklarını hissediyorum
acıyor
acıtıyor
hiçbir şey bu kadar acı vermemişti
özlüyorum
özlediğimi bağırıyorum
şehrin kalabalığında sesim kaybolup gidiyor
yada sahibini buluyor, belki
sonra şişenin dibini bulma ümidim ağır basıyor
yudumlar boğazımdan akıp giderken
şarap denizinde boğuluyorum
öksürerek tıksırarak aksırarak hayata geri dönüyorum
uykuyla uyuklamak arasında gibiyim
gerçek gibi değil
sanki aşağı atlasam uçacakmış gibi
yada yere çakılmayacak gibi hissediyorum
dhb 2012 sonbaharının başlangıcı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

doğum ile ölüm arasındakiler

31 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

ne yani çok mu şey istemiştim, alt tarafı eski ama çalışan, biraz sağı solu çizik, boyası soyulmuş olsa da tuşları eksiksiz olan, mürekkebi bitmemiş şeridi sağlam bir daktilo istemiştim doğum günü hediyesi olarak, bırak daktiloyu, bırak bozuk daktiloyu doğum günüm bile unutuldu. kızmadım kimseye, kendime kızdım. neden reklam yapmadım ki diğer herkes gibi, bağıra çağıra orada burada yazarak çizerek çığırtkanlık yapsaydım, daktilo olmasa da zamanında yanan mumları söndürürken bir iki küçük hediye paketi olurdu.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

incir savaşı

09 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

sabah sabah bir kısmı olgunlaşmanın eşiğinde olan incirleri görünce aklıma geldi. eskiden küçükken bahçemizdeki incir ağaçlarından bir tanesi meyvelerini olgunlaşmadan toprağa gönderiyordu. yerde düzinelerce sereserpe yatan incirlerle komşu çocukları arasında kıyasıya süren bir incir savaşı yaşanırdı. suratlara isabet eden incirlerin izleri kalıcı olmasada can yaktığı aşikardı, bütün mahalle çocuk ciyaklamaları ve savaş nidaları ile çalkalanırdı. Savaşmak ise sanırım dnalarımıza nesilden nesile aktarılan bir bilgi olsa gerek. yoksa neden kıyasıya kazanmak arzusu ile incirler bahçe duvarların üzrinden uçsun ki. aynı şeyi kartoplarıyla kışın yaşardık. ama incir ise apayrı bir mevzuydu. sonuçta gözüne incir isabet etmiş veya kaçamayıp yoğun bir incir saldırısına maruz kalmış ağlayan zırlayan çocukların ellerinde incirin o yapış yapış sütü, toz toprakla karışmış halde leş bir şekilde lavabo başında temizlemek gerekiyordu. şimdilerde ise uzak topraklarda yıllar önce aynı veya benzer savaşları vermiş olan çocukların ellerinde gerçek silahlarla ve ellerindeki kan lekelerini temizlemeleri gerekiyor…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

dutluk

01 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

eskiden buralar hep dutluktu.
zeytinlikte vardı aşaadaydı.
sonra mütahitler geldi.
kestiler dut ağaçlarını
kesmeden önce de yediler bütün kara dutları
sonra zeytinleri de topladılar
acımadan da kesitler ağaçları
diktiler apartmanları
doluştu insanlar
birbirini tanımayan onca insan
kavga gürültü baarış çaarış
sonra belediye yine geldi
yıkacaz buraları dedi
kentsel dönüşüm dedi
dedikçe dedi
yıktırmayız diyenleri yıktı geçti
sonra ne oldu
hiç bişey olmadı
olan gidene oldu
unutuldu
unuttu
geri döndü
tanıdık kimse yoktu
kahveyi bile yıkmışlar
oturacak çay içecek muhabbet edecek yer kalmadı
sonra kaldırıma oturdu
açtı mendilini
dilendi
ne dilendiğini bi allah biliyordu
zabıta nerden bilsin ne istediğini
nöbetçi mahkemede
buralar hep dutluktu dedi
bide aşaasıda zeytinlikti dedi… o kadar…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

3 peri

26 Temmuz 2012 yazar EkremBay.

Uzun zaman önce yakaladığım ilham perilerini kapattığım kavanozda unuttuğumu taşınırken farettim.
mutfağın en dip köşesinde kalmışlardı.
büyük ihtimalle açlık, susuzluk, havasızlık, ilgisizlik, yalnızlık gibi nedenlerden öldüler.
3 taneydi.
yeni taşındığım yere sırt çantamda götürdüm.
kavanozdan çıkartıp güneşte kurumaya bıraktım,
birini karşı çatıdaki karga kaptı götürdü,
arkasından attığım masa saatim, karşı komşunun penceresinden birkaç bin tane cam parçasıyla içeri girdi.
saatim kaçtı diye espiri yapacağıma saklandım.
yeni karşı komşumu hiç görmemiştim,
bundan sonrada görmeye niyetli değildim.
1 saat sonra saklandığım pencere dibinden usulca baktım, kimse yok.
olan kurutulmuş periye oldu,
kalan 2 tanesini kavanoza geri koydum.
sabah uyandığımda penceremin dibinde bana dik dik bakan hırsız kargayla karşılaştım
ne var lan diye böğürdüm ama sallamadı.
kafasına yana yatırıp baktı
gaak
yok sana kuru erik dedim
gaak
tabi keşfettin yeri bırakmazsın peşimi
al sana naaah diye elimi sallarken
hararetli bir o kadar saçma sapan kargayla tartışmamı nah ile noktaladığım sırada
penceresini binüçyüzyetmişaltı parçaya ayırdığım komşumla göz göze geldim
bir elim nahta, bir elim pencere kolunda, önümde kargayla karışık halde
bal rengi gözleriyle kestane saçlarının dalgaları arasında napıon delimisin gibi hareket yaptı
o sırada bir gaak daha geldi
uçarak kestane şekerinin camından içeri girdi
meğerse bana değilde hırsız kargasına hareket yapmış
3 numaralı perim onlarda o zaman.
(devamı haftaya yada yarın belki az sonra kim bilir)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

leblebi ağacı

11 Haziran 2012 yazar EkremBay.

birayı fazla kaçırmış halde, evimin önünde, anahtarları ararken cebimde
leblebi tanesi buldum geçen günden kalma
attım ağzıma da isabet ettiremedim, çarptı koca burnuma
aradım buldum kaçak leblebiyi
sokak lambasının ışığı altında küçük leblebinin sanki suratı varmışçasına bana bakıyordu,
haydaa harbinden fazla kaçırmışım birayı
bahçenin dibinde yol kenarında toprak parçasına baş parmağımla gömdüm leblebiyi
belki ağaç çıkar diye
güldüm kendi kendime
sarhoş gibi deli gibi
zaten sarhoşum biraz da deli
yattım uyudum
sabah
sokaktan gelen bağırış çığırış gülme eğlenme vesaire seslerine uyandım
bi ton küfür sahibi oldu mahalleli
ne var ne oluyor gene çıktığımda
dün gece ektiğim lebelebinin yerinde bir ağaç vardı
hemde leblebi ağacı
çocuklar etrafında koşturuyor yerlere düşenleri birbirlerine atıyor
kadınlar kaselere dolduruyor
kuşlar kargalar ağacın tepesinde leblebileri tırtıklıyor
mahallenin delisi ceplerine tıkıştırıyor bir yanda
onlar en güzellerini yiyor dedi
yaşlı bir amca da leblebileri eziyor
napıyosun dayı dedim
leblebi tozu dedi
haydaa
noluyor lan burda demeye kalmadan ağaçtan bi velet düştü
ciyaklamaya başladı
bacağını kırdı herhalde
ektiğim leblebinin ağacına don atlet bakarken
bir avuç leblebiyi uzatmış şekilde
sen yemicenmi? diye sordu ihtiyar adam
ver de bakayım nasılmış tadı
attım ağzıma tam isabet, güzelmiş
bir, iki, üç derken dördüncü boğazıma takıldı
nefessiz kalıp mosmor halde boğulmaya başladığımda
mahallenin delisi sırtıma vurdu
höynk diye fırladı leblebi…

NOT:
ne o adamın teki fasulye ekince bir gecede büyüdüğüne inanıyorsun da
leblebiyi ekince bir gecede ağaç çıktığına neden inanmıyorsun?

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

gece yarısı

28 Mayıs 2012 yazar EkremBay.


eğri büğrü şemsiyesi
yağmurdan koruyabildiği kadar koruyordu.
elindeki eski püskü, kenarları köşeleri aşınmış deri çantası içinde
üç bilemedin beş parça elbisesi ile taş yokuşu çıkıyordu.
ayakkabılarından birisinin altı delik ya da tamir görmüş
yarım yamalak onarıldığı çıkardığı sesten anlaşılıyor.
vıck vıck diye,
belki sarhoştu kunduracı, belki dalgındı
belki de az para yaptığı işe özenme diye fısıldıyordu kulağına kim bilir.
paçaları çamur olmuş,
pardesünün etekleri de çamurdan nasibini almış,
yer yer göçmüş taşlı yolda su birikintilerinden atlamayı da ihmal etmiyor.
inceden bir şarkı söylüyordu kendisine belki uzaktakine.
kırık patlak çatlak yanar dönerli pırpırlı sokak lambaların altından geçerken
gölgesi de arkasından dans ediyordu.
ışıkların gölge oyunuydu ya da harbiden dans ediyordu.
evlerin bütün ışıkları sönmüş
sokak sakinleri uykuda
fosur fosur uyuyanlar
battaniyesine sarılmış rüyalar kabuslar görenler
kimse farkında değildi bu sokağın kısacık süreli ziyaretçisinden.
nereye gidiyor yada nereden geliyor bilmem ama
beni uyku tutmamış,
karanlık odamda boş sokağı izlerken,
sigaramdan nefes aldığım sırada
topuk sesleriyle uykumu iyice kaçırmıştı,
şimdi de uzaklaşan adamın arkasından sigaramdan ikinci nefesi çekiyorum…
gözlerim yine kapanmaya başladı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kütüphaneci katili

26 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

büyüyünce kütüphaneci olmak isterdim
ama internetçi geldi kütüphaneciyi öldürdü
cesedini parçalara ayırdı
her bir harfini ayrı ayrı kitabın içine koydu
sonra kütüphanedeki kitapları sahaflara sattı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

acı

20 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

müzik kutusunda çalan şey, feci halde canımı yakıyor ki, dinlemeye devam ediyorum,
sanki bir bardak viskiyi fondiplemiş genzimi heder etmişim gibi,
sanki yavru köpeğin otobanda ezilmesi gibi,
sanki son otobüsü kaçırmış gibi,
sanki vantilatöre takılmış sinek gibi,
sanki babamı toprağa iade ettiğim gibi,
sanki sakalımdan bir tel koparmış gibi,
sanki sevdiğim beni artık sevemeyeceğini söylediği andaki gibi, acı  hissediyorum.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ikiz

20 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

hep bir yerlerde ikiz kardeşim olduğunu düşündüm
uzaklarda bir yerlerde
ayırmışlar birbirimizden
belki şehirler belki ülkeler belki okyanuslar araya girmiştir
belki de dünyalar
ama bunca sene sonra
konuşmadan anlayacak hissedecek  bilecek bir ikizim olmadığını düşünmeye başladım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

aşkı gören adam

19 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

Aşkı gören adamın yaşı 50lere dayandığı sırada gözleri bozuldu,
en yakın sgk anlaşmalı bir göz hastanesine gitti,
ilerleyen numarası ile sağ 0,75 sol 1,75 olan bir gözlük almak zorunda kaldı
aşkı artık daha net görmeye başladı
kırışmaya başlayan yüz hatları ve aldığı kiloları ile beyazlayan saçları olduğu gibi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hırsız

16 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

basit, sıradan bir hırsız,
yapacağı en büyük işe soyundu
bir başkasının hayalini çalmak,
ne kadar zor olabilirdi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

pitır pen

16 Nisan 2012 yazar EkremBay.

inatla büyümeyen daha doğrusu büyüdüğünü kabul etmeyen biriyim
peter pan’de büyüdüğünü kabullenememişti
dün gibi hatırlıyorum
pencere pervazına çıkmıştı
ben uçabiliyorum diye çılgınlar gibi bağırıyordu
bakın size göstereyim
bulutlara kadar uçup ordan yıldızlara gidecem
size avuç avuç toplayacam
istermisiniz? getireyimmi diye sormuştu
küçük bir kalabalık evet diye bağırmasaydı
peter pan belki hiç uçamayacaktı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hasta

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

tekrar aşık olabilecek miyim diye sordu?
bilmem belki diye cevap verdi doktor
sessizlik aşağı yukarı 5 dakika sürdü
uzandığı yatağında cenin pozisyonuna geçti
doktorla göz göze geldi
not defteri kapalı
kalemiyle oynuyordu
yere düşürdü
aldı yerden
saç kılı yapışmış hemen üzerine dedi
evet sizden önceki hastam dedi doktor
nasıl biriydi
kim?
önceki hastanız
söyleyemem dedi doktor.
uzunluğuna bakarsak
omuzlarına dökülen kestane renkli saçları var
açık kahve gözleri
bir 60 boyu var
sanırım
boyunu saçından mı anladın diye sordu doktor
hayır yatakta bıraktığı izden anladım
hmmm dedi doktor
sanırım ağır bi depresyon geçiriyor
bunu da boyundan mı anladın?
hiç kıpırdaman yatmış
anlatmış sorunlarını
anlatmış hiç susmamış
bunu da benimle fazla konuşmadığınız dan anladım dedi hasta
ben sıkıldım bir daha ki seansta devam ederiz dedi hasta
yattığı yerden doğruldu
vücudunu esnetti
kedi gibi diye içinden geçirdi
tamam dedi doktor
cumartesi saat 13:45
kısmet dedi hasta gülümseyerek
kapıya yöneldi tam kapıyı açacakken döndü
ben aşkı aramaya gidiyorum doktor dedi hasta
iyi şanslar dedi doktor
yakın gözlüğünü masaya koyarken
bulduğumda size haber veririm
sizinkini bulması için yardım eder belki
kim bilir dedi ve kapıyı açtı
gitti
kapının açılması holden gelen serin havayı odaya taşıdı
serinlik içini titretti
boş kalbinde serinliği hissetti resmen
hasta iyileşmişti
aslında sonraki seansa gelmesine gerek yoktu
bunu sekreterine söyleyecekti ki
hastanın son sözleri geldi aklına
sizinkini bulması için yardım eder belki
kim bilir…
sekreter sonraki hastanın gelmediğini söyledi
dinlenmek için fırsat
hastanın kalktığı yere uzandı
biraz kestirmek iyi olur
parmağına sardığı saçla oynarken bunun farkında bile değildi…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

rüya

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.
Rüyamda yine uçtuğumu gördüm
ama yerçekimi çok güçlüydü,
bulutlara kadar çıkmak istemiştim
ama en fazla evin çatısına çıktım
o da zar zor
sonra çatının kenarında aşağıdaki kalabalığa bakarken buldum kendimi
dur, yapma, atlama, hayat güzel yalanların duydum
ne işim vardı çatının kenarında
tek derdim uçmaktı bulutlara
ayağım kaydı
düştüm kalabalığa
acı ızdırap derken uyandım
ayaklarım battaniyeye dolanmış
yataktan düşmüşüm
hay allah …

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

belki

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

keçilerin derdi ne?
ne anlamda?
niye çıkıyorlar dağların tepelerine
dertleri ne?
en iyi otlar en tepede büyür
niye en iyi otlar en tepede büyür?
bilmiyorum
cennete yakın olduğu için mi?
belki…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

GÖZLER

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

GÖZLER

koymuş bacağının birini çantasına,
evinin yolunu tutmuş.
şaşkın,
meraklı,
üzgün,
acıyan
bakışlar arasından geçti.
artık bakamayan arkadaşını düşündü.
ölenler daha çoktu.
keşke ölenlerin gözlerinden birini cebine koysaydım da beraber evlerine dönselerdi, görselerdi sevdiklerini son bir kez…
diye düşünürken korna sesine irkildi.
el kol hareketleri yapan şöföre
değneklerinden birini salladı .
“siktir git” der gibi
trenin düdüğü hiç bir anlam ifade etmeden çaldı peş peşe
“geliyorum” dedi “geliyorum…”
Vienna,-1948

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

bahçe

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

bahçemin bir başka köşesinde de
tahta bankı unutuş olayım,
kozalaklar güneşlensin,
tahta kuruları kemirmiş olsun,
sarmaşıklar sarmış olsun,
fi tarihinde üzerine oturup hayaller kurarken domates yenmiş olsun
sonrada domatesin tohumları filizlensin küçük domatesler büyüsün
bi kaç örümcek kiracısı olsun
unutulmuş olsun….

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

kafe

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

ee burası ne olur ki?
küçük bi kafe olur
baksana 2 katlı
merdivenlerin bize göre sağında kalan yere küçük bi masa 2 sandalye atarız süper olur
ee tabi yıkılmadıysa
yıkılmamıştır bee
yıkılmasın yav …
müşteri olmayınca
sade kahve içerdik ne güzel
ben sütlü içerim
keçi sütü
hehehehe
bildiğin inek sütü
krema var onları sevmiyorum
bende sevmiyorum
çay da demlik olsun sallama güzel değil
e tamam yıkılmadıysa yaparız
adı ne olsun
hmmm
adı aynı kalsın
filmtheater yazıyor ya üstte
heee
hem tabela için harcayacağımız parayla güzel bir radyo alırız
tamam alırız
şimdi yat uyu
sabah konuşuruz
tamam
iyi uykular
….

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

üstü açık vosvos

09 Nisan 2012 yazar EkremBay.

vosvos geldi aklıma
tosbağa
kaplumbağa
bizde böyle
elin gavuru da beetle diyor
böcek
dedemin yaşarken izin vermediği şeyi
senin için yapmıştım
kaplumbağanın kabuğunu açmıştım
pöfür pöfür gezelim diye
pekte havalı olmuştu
vosvos şenliklerine bile katılırız demiştik
papatyalar çiçekler bulutlar kuşlar ne bulursak üzerine çizecektik
dedem görse kalpten giderdi
keşke o şenlikli tosbağayı görüp kalpten gitseydi
belki mutlu giderdi
cennetten bizi görür demiştin
mutlu olur inan demiştin
inandım
inanmakla kalmadım
ön tarafına dedemin adını yazmıştım
koca harflerle eğri büğrü
buna da kesin kızardı düzgün yaz eşşek sıpası diye
şimdi ise arka kısmına senin adını yazıyorum
koca koca, eğri eğri harflerle
üstü açık havadar vosvosa binemeden
son model bi vosvosun altında kalacağını nerden bilirdik
kim bilirdi
belki dedem bilirdi
belki
belki de bulutlardan senin dediğin gibi bize bakıyordu
ama avazı çıktığı kadar bağırıyordu
ama biz duyamıyorduk
birbirimize olan aşkımızın gürültüsünden
son model vosvosun korna sesini

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

yalnızlık

09 Nisan 2012 yazar EkremBay.
ve yine
kışın,
soğuğun,
yağmurun,
çamurun,
anlayamadığım dilde konuşan rüzgarın
bittiğini zannederken
kendimi battaniyelere sarılı halde yapayalnız buldum.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

çiş sorunu

07 Nisan 2012 yazar EkremBay.
İstanbul’daki herkes aynı anda işerse yarım saat sonra Marmara denizinin yarısı sarı olur, bu bir çok aptal aşık için romantik olsa da ekolojik denge açısından faciaya neden olur, bilmem kaç balık türü çişten ölür, o kadar çişten yosunlar mutasyona uğrayıp dev bir canavara dönüşme olasılığın*ı biri amonyak tadında midye dolma yer, bilmem kaç turist hatıra diye 50 kuruşluk plastik su şişelerine sarımtırak renkteki çişli deniz suyunu doldurup sabiha gökçen havalimanındaki xray cihazlarından geçiremeyecek, gün batımına doğru sarı renk deniz suyu çanakkaeli boğazından ege denizine usulca geçer, ertesi gün bir çok yunanlı balıkçı eski yunan tanrılarına tapmaya karar verir, çişli marmara denizi 3 bilemedin 5 gün ana haber bültenlerini meşgul eder, sonunda olduğu gibi unutur gider.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

tabi ki

05 Nisan 2012 yazar EkremBay.

tabi ki erkekler güzel, seksi kadınların peşinden koşar,
ve tabi ki kadınlar da yakışıklı baklava dilimli erkeklerin peşinden koşar…
tabi ki sonunda erkekler çirkin kadınlarla, kadınlar da çirkin erkeklerle mutlu olur.
tabi ki bu erkeklerin ve kadınların uzun zaman zarfında kalplerini cinsel organlarında taşıdıkları içindir.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Mutsuzluk

27 Mart 2012 yazar EkremBay.
o mutluluğu damarına zerk ettiği beyaz hayallerde bulduğu anda, onun terk ettiği mutsuzluğunda sudan çıkmış balık gibi çaresiz kaldım…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kanalizasyon

27 Mart 2012 yazar EkremBay.

70lerin başında yaşıyor olmak düşüncesi!! ne cep telefonu, ne internet, ne ayped ne başka bi bok. Hayat gayet yavaş ilerlerdi. Sindire sindire yaşamak varken sindirilmeden kusulan aşkların, hayallerin, umutların yüzdüğü bu kanalizasyonda yüzmeye çalışmazdık anasını satayım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

11 Ocak 2012 yazar EkremBay.

yaşlı bilge kırık dişli gri kurt uzun saçlı adama yolculuğunda karşılaşacağı bir çokşey söylemişti. ama aklını kurcalayan 2 şey vardı . beyaz ölümden uzak dur ve  bakır saçlının kalbini geri ver.  nasıl olur diye düşünürken . atı üzerinde rüzgara karışararak güneye doğru gitti. kardeşi deli kısrakla vedalaştı… ok ve yayını aldı. yolu üzründe dah aönce hiç grmediği bi kabileye ait insanla karşılaştı. tek başına ağaç dibinde yatan  biri vardı. ölmek için oraya bırkmmışlardı anlaşılan. ölen çok kişi görmüştü uzun saçlı adam ama  şimdiye kadar kimse bu kadar solmamıştı. yanında kaldı bi kaç gün öelne kadar yani  soluk adam yüce ruha gitmeden önce eline bir kolye tutuşturdu .  bilmediği bi kabilenin dilinde  bişeyler mırıldandı.  sanıırm birisine vermeliydi bunu ama kime.??? gülümseyerek yüce ruha gitti .  bir kışı ardından bıraktı ve yaz geldiğinde . başka kabilerleden öğrendğine göre çok uzaktan beyaz adamlar gelmiş. beraberinde  çok şey getirmiş . gri kurtun dediği beyaz ölümü beyaz adammı getirmiş ti acaba. onlardan yeterince uzak durdu. bir gün bir kıza yardım etmek zorunda kalmıştı beyaz adam kendi halkınada acımazı davranıyordu.  beyaz halktan kızı güvenli bi yere götürdü. çok üzgündü belli yüzünden hüzün gitmiyordu. şimdi yolarkadaşı olan benekli bulut doğduğunda annesinin ölümüne üzülmüştü yemek yemeiyordu herkes ölecek dedi ama yaşadı.  orda kızın saçlarını gördü bakır renkliydiler güneşte parlıyordu anladı ki bakır saçlının üzüntüsü başka bişeydi . kalbi başka bi yerdeydi  ve ölen beyaz adamın vedği kolyeyi çıkartarak ona verdi anlattı ne olduunu öğrendiği bi ka çkelime beyaz adamın dliyle . saat yada kolye herneyse bakır saçlının kalbiydi . tekrar atmaya başladı gülmeye başladı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

temizlikten çıkan (2006)

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

ayna ayna söyle bana
kim o ?
cevap yok
…ayna bile küçük dilini yuttu
dilsiz ben dili olmayan aynadan medet uman ben
aynadaki akise aşık ben
ama dil konuşmaz konuşamaz
susar izler
damla damla gözyaşı akar
arada bir buğunusu siler
unutur gider…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Disney Ülkesi

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

26 milyon kişi disneyi beğenmiş evet 26 milyon , bu kadar kişi toplansa ülke kurabilir evet disney ülkesi, nerede kurulurdu? hangi ülkeyi işgal ederlerdi? yönetim şekli ne olurdu acaba, cumhuriyet, krallık, kominizm, koninizm, kübizim, monarşi, başındaki kim olurdu ? miki mi? gufi mi? pluto mu? acaba kim kim? referandum olur muydu? 26 milyon sandık başına gidermiydi? mini maus türban takarmıydı, gufiyi tayland mutfaında görebilirmiydik? Disney ülkesinde vergi olurmuydu? özel tüketim iletişim iletişken itişen vergi olurmuydu? marihuana serbest olurmuyudu? pasaport vize oturma izni olurmuydu? kaçak işçi olurmuydu? danılt dak ne yapardı? sincapmı kovalardı? yoksa portakallı ördekmi olurdu? 26 milyon zıplasa deprem olurmuydu? çindeki herkes zıplarsa olurmu peki? neden çindekiler zıplıyor işleri güçlerimi yok?  kimlik no olacakmı? disney kimlik no!! kimlik olacakmı? kimlikte din hanesi olacakmı? dini ne olacak? peki 26 milyon disney cumhuriyeti yada imparatorluğundakiler neye tapacaklar? hindisanda hala ineklere tapıyorlar filler inekleri öldürüyor!! inekler şiş kebap oluyor.. filler uyuyor.. miki maus istifa sesleri yükseliyor mu ? yok yok 26 milyondan bi cacık olurmu ? olmaz.. bütün bu soruların cevabı medyum memişte? peki zeki mürende bizi görecekmi ? yok öldü o .. gitti ..

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

acil servis

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

acil servis grubu geldi aklıma
yussuf yussuuf..
ama bu seferki gerçek acil servis
yussuf yussuf yerine anne anneee diye çığlıklar var
ölümün kıyısında
korku soğuk havada
yağmur eşliğinde
korku dolu endişeli anlamsız donuk bakışlar arasında
sedyenin tekerlek sesi
yağlanması gerek
oksijen gerek
doktor gerek
susmak gerek
dua etmek gerek…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hüzün

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

eskiyi düşünmek

çok eski olmasada

hüzün denizinde boğulmama neden oluyor

yaşadıklarıma değilde

daha çok yaşayamadıklarıma

kaçırdığım trenlere, trendeki seyyarlara

kaçırdığım vapurlara, vapurdaki sahlebin buharına

kaçırdığım otobüslere, otobüsün buğulu camın ardındakilere

hatta atlı karıncalara, dönme dolaba, patlayan balonlara

aşklara

hüzünlere

eskideki herşey

hüzün denizinde boğulmama neden oluyor

can simidi atan olurda kurtarır diye beklerken

ağır ağır dibe hüznün dibine çöküp bir avuç kumla boğuluyorum

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

eski kütüphanenin eski kayıt defteri

22 Mayıs 2011 yazar EkremBay.

eski kütüphanenin eski kayıt defteri

Uzun zamandır kayıplardayım

kayıtlardayım

gidilmediği ziyayet edilmediği unutulduğu için kapısını bile çalan olmadığı çok eski bir kütüphanenin

çook eski kayıt defterinin 46. sayfasının 15. satırında kayıttayım.

bekçisi sabah 6 da gelir

eski tahta kapısını eski bir anahtarla gürültülü bir şekilde açar

açar açmasına da o saatte herkes uyuduğu için

sadece yatağında mırıldanıp diğer tarafa döner, kimisi yastığını düzeltir uyumaya devam eder

gıcırtlı kapıyı yağlaması gerektiğini kendine hatırlatır. her sabah yaptığı gibi

eski ceketini askılığa asıp, danışma masanına oturur ve eski kayıt defterinin kenarından sarkan bordo renkli ipten ayrılan yeri açar. kim bilir belki de o kayıt defteri ilk alındığı zaman o ip kırmızıydı kim bilir.

kayıttaki son isime bakıp dalar yaşlı bekçi

çayın demliğinden gelen sesle tekrar dünyaya döner, her sabah oturmadan önce çayı demlediğini unutmuş gibi homurdanır ve ince belli bir bardakça demli çay almaya gider. gün içinde demine su ekleyip ekleyip içer.

ziyaretçisi çocukluk arkadaşı arada bir uğramazsa çayından bir bardak nasiplenecek kimseler olmuyordu genelde.

her gün aynı rutine sarmış olan bu unutulmuş kütüphane

yıllar önce aldığım romanı iade etmemi bekler.

bekler beklemesine de

o romanı aşık olduğum kıza hediye ettim, hemde en sevdiğim bölümün sayfaları arasına küçük bir de gül sıkıştırdım

aşık olduğum kıza hala aşığım aşık olmasına da, o artık  bana aşık değil. O beni unuttu, gitti başkasının aşkına aşkını verdi, sonra da gitti gitmesine de, hediyemi de yanında götürdü.

Düğün hediyesi sanki, bırakırmıyım size dedim, girdim gizlece evlerine aradaım taradım

basit adi bir hırsız gibi ortalığı  dağıttım, nafile bılamadım. tam kırdığım camdan tüyecekken yakayı ele verdim.

soluğu karakolda soluksuz bi şekilde aldık ki bir solukta derdimi anlattım anlatmasına da o romanı, eski romanlarını ve bi yığın ansiklopediyi doğuda bir şehrin ücra bi kasabasının okulunun kütüphanesine bağışlamışlar bağışlamasına da beni asıl üzen o romanı kimden aldığını hatırlamamış olması oldu.

ilk önce evlerine geçen hafta giren hırsız zannetmiş beni,  sonrasında zar zor tanımış, şimde gel de eski kütüphanenin yaşlı bekçisine bunu anlat. anlarmı sence ???

ekrem20052010 0059

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

koca memeli kadınların kocaları

07 Temmuz 2010 yazar EkremBay.

yatıp zıbarıp uyumak lazım,
rüyanda koca memeli kadınları görmek lazım,
koca memeli kadınların kocalarının seni ölümüne kovaladığını görmek lazım,
kan ter içinde uyanmak lazım,
sivrilerin bi ton yerinden kan sömürdüğünü görüp
bi ton küfür etmek lazım,
ışıkları yakmadan karanlıkta mutfağa gidip
bir bardak su içmeli sonra kesmediğini farkedip bir bardak daha su içmeli
yatağa geri dönüp koca memeli kadınların kocalarının geri gelmemelerini umut ederek tekrar uyumalı.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

kapı deliğinden gördüklerim

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kapı çalar
tekrar çalar
uzun uzun çalar
tekme tokat girişir kapıyı çalan
omuz atıp kırar kapıyı kirişi ne bulursa
dalıverir bi hışımla içeri ardınan bi kadın kapıcı alt üst kat komşu bi ton nevale içerdedir
sessizlik
ardıdnan acı dolu bi feryat kopar
babaaa diye
1 haftadır sesi soluğu çıkmıyordu ihtiyarın
demekki ölmüş
tek başına göçüp gitmiş öte tarafa

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kapı deliği

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kapı çalar
deliğinden bakarsın
uzun zamandır görmediğin arkadaşın zannedersin
açıp baktığında
kapıcı
oda sana bakar
çöpü sorar
yok çöp möp yiyorum ben hepsini ziyan etmiuorum dersin
tırsar kapıcı
yusuf yusuf bi alt kata iner
kısık sesisini duyarsın
çöp varmı?
tek suçlu
kirli içi tozlanmış kapı gözüdür
silmzesin bırakırsın aynen o halde
tekrar içeri yalnızlığına geri dönersin…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

şairlerin anlattığı şehir

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

-
bu şehri şairlerin anlattığı gibi zanneden bir deli olsam keşke
ya da hayalperest
pembe gözlükleri olan biri olsam
toz pembe görsem ortalığı
şairlerin anlattığı gibi görsem
karanlık sokak köşelerindeki tecavüz haberlerini duyamsam
hiç girmediğim ara sokaktaki cinayetin kanlı izlerini temizlemsem
başıboş sokak köpekleri yaşlı kadını parçalamasa
başıboş sokak köpekleri yaşlı kadını parçalamasaya da hemen 2 sokak aşağıda ki tinercilerin bir adamı yaktığını görmesem
her gün boğaza nazır oturduğum bankın üzerinde evsiz biri donarak ölmese
can feryat önümden geçen ambulansın içindeki kadının kocası tarafından 23 yerinden bıçaklandığına şahit olmasam
şairlerin anlattığı gibi bir şehir olsan ne olurdu ki?

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

belki birileri şu anda ölüyordur bu şehirde

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

belki birileri şu anda karanlık soğuk yarım kalmış bir inşaatın bodrumunda alacak verecek meselesinden birini öldüresiye dövüyor,
belki birisi bir meyhanede alkolün dibine vurmuş, sarhoş olmuş adını unutmuş,
belki birisişu anda sevgilisini bir başkası ile aldatıyor, belki birileri şu anda mesai yapıyor, gözlerinden uyku akıyor, patronu uyuyor,
belki birisi şu anda uyku tutmadığı için aptal tv programlarının tekrarlarını izliyor;
belki birisi şu anda gizli gizli balkonda cigara içiyor,
belki birisi şu anda boğaz köprüsünden intihar ediyor,
belki birileri şu anda bir beyaz eşya dükkanını 2 dakikada soyuyordur,
belki birisi şu anda bir kerhanede bir orospuyu inleye inleye düzüyordur,
belki birileri şu anda ossura ossura uyuyordur;
belki birileri şu anda son dakkaya bıraktıı yarın ki edebiyat sınavına hazırlanıyordur,
belki birileri şu anda hayatın anlamını çözmey eçalışıyordur;
belki birileri şu anda yarın çıkacak gastelerin 2. sayfasına malzeme oluyoydur,
belki birileri şu anda bir fahişeyi yol kenarında pazarlıyordur,
belki birileri şu anda soğuktan üşmüş 2 kat battaniyesine sarılıp uyumaya çalışıyordur camından sızan yağmuru suyuna bakarak,
belki birileri şu anda bahama adalarında yüzüyordur;
belki birileri şu anda bunları yazıyordur,
belki birileri şu anda bu şehirde tanımadığı birilerinin, bi şeyler yaşadığını düşünüyordur,

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

dost dediğin

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kötü bir gün işte
hava kapalı
rüzgarın sağı solu belli değil
yağmur deli gibi yağıyor
sokaklar şemsiye kırıkları ile dolu
3 5 liraya alınıp ilk rüzgarda bir kaç kolu kanadı kırıldıı için atılan bi ton şemsiye
ne yani eve götürüp tamir edilmez mi?
illa ki atılacak mı?
dedim ya kötü bir gün
arada şimşekler çakıyor sağlı sollu
bi o paratone bi bu paratonere
birileri hedefi şaşırıpta
kırık dökük bi çatı antenine uğramasa bari
dedim ya kötü bir gün
ambulansın biri deli dana gibi bağıra çağıra
trafikte sağlı sollu gidiyor
Allah bilir kim nerde ne durumda
dedimya kötü bir gün
sevgilimden ayrılmışım
işimden kovulmuşum
evede icra gelmiş ben yokken
ne var ne yok götürmüşler
bu soğukta  üşenmemişler
dedimya kötü bir gün
dost dediğin kötü günde belli olurmuş
baksana bizim dost dediğimiz
yağmurlu havası sevmiyormuş
bura beni sevsin
2 saattir bekliyorum bu kırık dökük durakta…

Kategori Kategorilenmemiş | 2 yorum »

ruh hali

02 Aralık 2009 yazar EkremBay.

Büünce ne olacan? sorusuna, hiç bi zaman doğru dürüst cevap veremedim.
bunun mesleki açıdan mı? bişey olmak,
yoksa bişeyler başarıp bişey olmak mı? olduğu arasında gebze harem minibüs hattı gibi gidip geldim.
cevabını bilmediğim bişeyin sorusunu sordular… cevap d şıkkı (cevap anahtarına bakınız*)

aslında,
ne yapmak istiyorsun? sorusu sorulmalı… ki bu çok tehlikeli bir sorudur.
çünkü; özgürlüğe giden yolu kulağına fısıldar, bu da pek istenmeyen birşeydir. çünkü bişeyler başarmaktır, fedakarlık gerektirir. bu da istenmeyen kapıya çıkar. tüh….
ne olmak istiyorsun? sorusu da; kalıplaşmış bir esaretin altın bilezik vad eden bir cümle gibidir. alkış tutar. en iyisi amcalara çükünü göstermektir…

Bir işse, bu bişey olmak olayı
severek yapacağım işi bulamadığım için,
dolayısıyla katlanarak çalışmak zorunda kaldığım işimden zevk almaya çalışarak işimin ismi oldum.
yani ister istemez bişey oldum.
Çoğu insan bişeyler olmak için dörtnala koşarken istediği şeyi aramaya bile fırsat bulamıyor.
ben, ne yapmak istediğimi çok iyi bulmama** karşın
yapamamanın verdiği bir ızdırabın içinde at koşturuyorum.

Zamanlaması mükemmel işleyen trafik lambalarının olduğu bir dörtyol ağzında gibiyim
ki biliyorum hangi yoldan gitmem gerektiğini ama o yöne dönüş yapamıyorum
sarı ışıkta bekleme zamanımı çoktan aştım
arkadan korna seslerini duyar gibiyim
ya kuralları çiğneyip dönülmez levhasından dönecem
yada yeşilin yandığı yolda devam edecem.

*cevap anahtarımı olmayan köpeğim yedi sonra kustu…
**pazarda bağıra çağıra don kilot satmak bile şu sıra daha bi cazip geliyor.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

bi tur

30 Kasım 2009 yazar EkremBay.

bi tur atıp geliyorum.

son baharın son demlerinde.

yaprakların sessizce intiharını kaçırmadan,

kış soğuk kıçını göstermeden

bi tur atıp geliyorum…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

soğuk

22 Kasım 2009 yazar EkremBay.

akşam
uyumadan hemen önce
gidip gezemediğim
görmediğim
duymadığım yerlerde
çığ altında kalıp
soğuktan donup ölmek üzere olanlara bir dua ederken
sıcak battaniyemin hatta 2 battaniyemin içinde debelenirken
buraya bu şehirde tıkılı kaldığıma şükretmelimiyim diye düşünürken
sanırım uykuya dalmışım
ve her zaman ki gibi ordan oraya atlayıp karmaşık rüyalar gördüm
sabah
kahvaltıdan hemen önce
hiç bir kanalda haber olmayışı
internete bakacak tembelliğimin oluşu
teletexi hatırlattı
30 saat sonra
gidip görmediğim gezmediğim diye hayıflandığım yerlerde
donup ölmekten son anda kurtuldıklarını öğrenip
kahvaltımın tadını çıkarttım
sisten eser kalmayan istanbul’da
pazar günü güneşi görenler
gezip görmek için
fotoğraflayıp anı durdurmak için
dışarı atmış kendini

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

proje

07 Kasım 2009 yazar EkremBay.

ufak çaplı bir projeye giriştim. ara ara yazarım artık…saygıler sevgiler..

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

sıkıntı…

22 Ekim 2009 yazar EkremBay.

Saçma sapan bile olsa yazacak birşeyler bulamadğım bir zamandayım,
Markete gidişteki alınacaklar listesini de yazasım yok,
(genel mutfak ihtiyaçları)
Arada gözüme kestirdiğim aburcuburlar da olmasza
3 kuruşa dönen hayatın anlamı çıkmazdı.
Standart olarak kış aylarında kronikleşen sinüzite bağlı baş ağrıları sinir katsayısına endeksli olarak grafik tablosuna yükselen bir ivme kazanmakta, borsaya endeksliolsaydı ya paraya para değilde farklı isimler koysaydım.
Doğalgaza bağlı aygaz üzeri değilde, odun ateşinde yanan bir soba üzerinde demlenen ıhlamur çayı olsaydı, tadı daha güzel olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Eminönündeki sobacıları gezsem odun kömür sobalarının fiyatını mı öğrensem acaba??
Hatta orta çaplı bi soba, 1′er metrelik 3 5 boru, bir dirsekle 1 kiloda kestanemi alsam,
Ne bileyim bu son bahar günlerinde kafam karmakarışık bi halde
Alıp başımı gidesim var cümlesini yazmak istemesemde harbiden alıp başımı gidesim var anasını satayım.
Nereye olursa olsun, güneş batmadan sakin sakin yürüyebileceğim bir sahil kenarı olsun tamamdır.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

yoktum

07 Haziran 2009 yazar EkremBay.

bi süreliğine ortada yoktum. ilgi ve alakadar olamadım naçizane sitemle. taşına iş değişikliği derken ancak kıçımı yere serdim ve bi göz atayım dedim.  yorum yapanlara saygı ve sevgilerimi yollarım.  doğru yere gelenlere ayrıca selamlar ederim.  :)

Kategori Kategorilenmemiş | 2 yorum »

dolunay

07 Haziran 2009 yazar EkremBay.

gece,
dolunay ile flört halindeyken
aşaa mahallede çingen düüğünün coşkulu müziği ile
balkonumda boş şarap şişeleriyle senin hayalin dans ediyor
sarhoşluğumun yarı uykulu halinde
yalnızlığımla beraber alkış tutarken
acınası halime
gecenin yaratıkları bile seyirci olmuş
damlarda sessiz sakin izliyorlar

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

bir dilek tutsam havaide tatilde olsam …

08 Mayıs 2009 yazar EkremBay.

uzun zaman olmuş kadıköye gelmeyeli. gerçi bu seferde işim olmazsa gelmezdim ya.
uyduruk bi mp3 playerı tamire bıraktım.1 saat sonra gel dedi tamirci bozuntusu.gerçi adamın lafı aazıma dolandı aypod diye lan millet bütün mp3 pleyırlara ipod der oldu. selpak mendil gibi. markalaşan ürün evrensel bi ürün adına dönüşür ve orjinal ürünü ara bul bulabilirsen. 1 saat napılır kadıköyde plansız programsız. bi tur atılır sezon sonu hazır cepre 3 5 kuruş varken uzun kollu L beden svit alınır. 2 adet hemde. sonra karaköy eminönü vapur iskelesinin hemen yanına demir atıllır. marmara izleyicisi moduna geçilir. 3 5 kişi arasına karışılır. cool görünmek için kesinlikle çaba saftetmemekle birlikte bu marmara izleyicileri gayet cool görünürler (neyşınıl coğrafik bölüm 398) batmaya hazırlanan güneşte, amatör fotoğrafçıların tacizindeki boğaz marmara vapur üçgenindeki istanbulda, kendi halindedir yani olağan bi günün sonuna 5 kala ablanın biri korkuluklara yanaşıp cebinden çıkardığı selpakları teker teker marmara atmaya başladı. la havle bu ne günün bonusu olsa gerek. milletçe çok duyarlıyızya en fazla söylenip oflanırız bide arada eti puff yeriz.  2 3 derken ee yeter be abla deniz yeterince kirliyken deniz anaları çiftleşirken sende atma şunları (bu kısımda sadece abla napıon höyt möyt bodundaydım) ablanın kapağı cebinde geldiğini nerden bilim anasını satayım hıdrellezden dilek tutmuşmu neymiş onun için atıyormuş. ve bende biliyorum çöpe atılacağını çöpün dedi. iyi valla dedim. o zaman işimiz bunlara kalsaydı ben şimdiye kadar zengin olmuştum dedim. ne diiim ki başka havaide tatil yapardım o sıra. ama nerdee. aslında gayet geyik çerçevesinde dönen mevzuya bir marmara izleyicisi daha katıldı. iyide etti. muhabet geyiği çevremizde dört nala koşuyordu arad bi zıpladığıda oldu sanırım. vatikanda taş olmaması, venezuella kızlarıının çok güzel olması (harbiden çok güzeller öyle böyle diil) içmeyi bilen insanlarla içilmesi gerektiği  gibi bir çok konuda gayet eğlenceli muhabet ettik.

günün alkışları:
hıdrellez babında marmaraya selpak kağıt atan ablaya (gerçi ben büyü yapması olasılında bile duruyorum)
yarım saattir cep telefonu kamerasıyla batan güneşi çekmeye çalışan abiye
görme özürlünün katlanan bastonunun üzeründen usulca zıplayıp geçen sarışın minyon hatuna
suya düşen güvercinin son çırpınışlarına (yaşama mücadelesine)
mp3 playerımın sorunun 1 saat içinde halleden tamirciye
sabah yayınlanan kadın programlarındaki seyircilerden bi ton alkıışşşş gelsiinn…

dip not: muhabbetini esirgemeyen maramra izleyicisi arkadaşımla mesleki çalışmalarımız bir yerde kesiştiği için meslektaş sayılırımıyız acaba?? son anda benim sitenin adresini verdim ama ruh6.com’un altı kısmının  rakkamla olduunu söylemeyi unutursan. başka yere gider.

Kategori Kategorilenmemiş | 5 yorum »

angel

11 Nisan 2009 yazar EkremBay.

bafi dı vempayır slayer dan bildiğimiz angel fii tarihinde oynayan dizi. vampir avlayan vampir. bilen bilir. ufak bi nostalji niyetine ilk bölümünden itibaren izleyeyim dedim. müziğini unutmuşum nasıl olduğunu. hüzünlüymüş meğerse. ama asıl hüzün yaratan kısım ilk bölümün sonunda tekrar müziği dinlemek oldu.. zamanın nasıl çabuk geçtiği neleri geride bırakıyoruz gibi şeyler aklıma geldi.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

günün alkışı

25 Mart 2009 yazar EkremBay.

yanımda mırmırmır dualar içinde oturan teyze hiç utanmadan sıkılmadan yanıbaşında dikilen kızın örülü hırkasının modeline bakmasına büyük alkış. not:bakmakla kalmayıp elleyip mıncıklayıp  modeli ezberlemeye çalıştı..

Kategori gereksiz gibi, gün be gün | 1 yorum »

günün parçası

02 Mart 2009 yazar EkremBay.

günün parçası
CandanErçetin/BenKimim

dinlemek için kendi resmi sitesinden indirip dinleyin
gölgesizler filminin soundtrackidir ayrıca:)
http://www.candanercetin.com.tr/music/Ben_Kimim.mp3

birisi farkında olmadan çok güzel bişey vermiş oldu; insanı mutlu eden şeyler ansızın beklenmedik anda ortaya çıkar,…

BEN KİMİM

AZ MIYIM ÇOK MUYUM
VAR MIYIM YOK MUYUM

BEN NEYİM

MASAL MIYIM GERÇEK MİYİM

KAÇ MIYIM GÖÇ MÜYÜM
HİÇ MİYİM SUÇ MUYUM
BEN KİMİM

İBRET MİYİM CİNNET MİYİM

HİÇLİKLER İÇİNDE KANAYAN YÜREK
YOKLUKLAR İÇİNDE SAVAŞAN BEDEN
BOŞLUKLAR İÇİNDE KARIŞAN ZİHİN
GÜÇLÜKLER İÇİNDE DEĞİL MİYİM

YOKSA… YOKSA…

HER İHANETE AKIL ERDİREN
HER CEHALETE KILIF UYDURAN
HER ESARETE FİYAT BİÇTİREN
SEN DEĞİL DE BEN MİYİM?

GEÇİMSİZİM BU GÜNLERDE
KİMSESİZİM BU YERLERDE
DEĞERSİZİM BU ELLERDE
ÇARESİZİM DOĞDUĞUM YERDE

GÖLGESİZİM HER GÜN HER YERDE

SES MİYİM SUS MUYUM
SİS MİYİM PUS MUYUM
BEN NEYİM

DEHA MIYIM HEBA MIYIM

AK MIYIM PAK MIYIM
AL MIYIM SAT MIYIM
BEN KİMİM

YARAR MIYIM ZİYAN MIYIM

YALANLAR İÇİNDE DOĞRUYU BULAN
CAYANLAR İÇİNDE SÖZÜNDE DURAN
SATANLAR İÇİNDE AYAK DİREYEN
YANANLAR İÇİNDE DEĞİL MİYİM

HER ADALETE DUVAR ÖRDÜREN
HER CESARETE KİLİT VURDURAN
HER ASALETE BOYUN EĞDİREN
SEN DEĞİL DE BEN MİYİM

GEÇİMSİZİM BU GÜNLERDE
KİMSESİZİM BU YERLERDE
DEĞERSİZİM BU ELLERDE
ÇARESİZİM DOĞDUĞUM YERDE / GÖLGESİZİM HER GÜN HER YERDE

Söz & Müzik : Candan ERÇETİN
Yorum : Candan ERÇETİN
Düzenleme : Alper ERİNÇ
Gitarlar : Alper ERİNÇ
Davul : Cengiz TURAL
Kayıt & Mix : Alper GEMİCİ
Mastering : Çağlar TÜRKMEN

Kategori gün be gün | Yorum yok »

sahte ilkbahar

28 Şubat 2009 yazar EkremBay.

ne yani ilkbaharın gelişini bekleyecekmiydi?
börtü böceklerin  çiçeklerin ortalığı kaplamasını bekleyecekmiydi?
daha mart ın ilk haftası olmasına rağmen
3.cemre de  toprağa düşüp belini kırmışken
nedense kış yerini terketmemekte inat ediyorken
kararını verdi
hayır dedi…
yaşlı ninesinin ödünü kopararak
fırladı dışarı
eski püskü, derme çatma, ahşap kömürlüğe gitti
adı kömürlük ya ama kömürden eser yoktu
daha doğrusu gereksizler evi gibiydi
birilerinin gereksizleri
onun için kaçınılmaz derecede gerekliydi
eşya üstüne eşyanın
örümcek ağların
kaçışan ferelerin
altında
een dipte
tahta kuruların ziyafeti için
çürümeye bırakılmış
gökyüzü manzaralı günlük güneşlik yeşillik dolu bir manzara
kim bu kadar gaddar olabilir diki??
ama parça parça uzun sıra sıra tahtalarda
renkleri birbirine karışmış
sırayla deneyerek
soğukta titreyerek
bir bir toprağa dikmeye başladı
sahte ilkbahar yüzünü göstermeye başlamışken
güneşte bulutların arasından onu gözetlerken
hiç tahmin etmediği bir çift göz daha onu izliyordu
iki sokak aşağıdaki çiçekçinin
ölmeleri için çöpe attığı demet demet buket buket çiçekleri de
sağına soluna yerleştirdi
solmuş renkleri tekrar üzerinden geçti
birde eksik olan
7 değil 77 renkli
dibinde altın küp olan
gökkuşağınıda yapınca
boyaları aksada
en nihayetinde
sahte ilkbaharını bitirmişti
ama ona bakarken eksik bişeylerin olduğu apaçaık ortadaydı
havanın soğuk olması mı
hala mart ayı olması mı
gri bulutlar insafsızca ortalıkta olması mı
hayır
eksik olan ilkbaharın kokusuydu
titremeye başladı ellerini parmaklarını hissetmediğini farketti
eve gitme vakti
ilkbaharın gelmeye yoktu niyeti
arkasını dönmüşken
bir çift gözle karşılaştı
sahte ilkbahardaki sahte gözküyünden daha mavi renklere
şapşal şapşal bakıyordu
elinde bir saksı çiçekle durmuş kıza
hep özlediği koku geldi üşümüş burnuna
güneşte bulutların arasından çıkmaya karar verdiği anda
ilkbaharın aslında karşısında olduğunu anladı
sahte ilkbahara bakarken
elini tuttu ama soğuktan parmaklarını hissetmediği için farkında değildi

ekrem01.03.2009

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

« Önceki yazılar

Arşivler

Sayfalar

Son Yazılar

Son Yorumlar

deneme