öyle sarhoş olsam ki

11 Kasım 2012 yazar EkremBay.

hiç bir şey eskisi gibi değil
beraber gittiğimiz meyhane
içtiğimiz rakı ve şişesi bile eskisi gibi değil
meyhanenin kapısını değiştirmişler
eski gıcırdayarak, aksırarak, öksürerek açılan kapıyı değiştirmişler
eskiden kapı açıldımı zil çalardı
herkes dönüp bakardı
tanıdık biri girer diye
yoksa girenin tipini kimse sallamazdı
giren huylanırdı, ama bakan birini beklerdi her daim
şimdi içeri ne girip çıktığı belli değil
dingonun ahırı mübarek
zaten sahibi de değişmiş
göbeği yerlerde gezinen, çükünü işerken göremediğinden şikayet eden barmen de yok
sıska kara kuru birşey gelmiş
gözleri küçük, çukurları büyük, kaybolup gidersin baygın, bayık mat bakışlarında
sırıtmıyor bile
hapishaneden çıkmış gibi
çalan müzikler bile eskisi gibi değil
televizyonun tüpünü çalmışlar, gaz kaçırmıyor, tıslamıyor, cızırdamıyor, şarkılar arasında sessizce duruyor aptal gibi
dışarda yağan yağmur bile eskisi gibi değil sanki
eskiden bir süre düz yağardı, bir süre sağ çaprazdan camları döverdi
şimdi sağı solu belli değil
şemsiye katili yağmurlar var dışarda
ucuz Çin işi şemsiyeleri İstanbul’un yağmurları hunharca katlediyor
şemsiyeler bile eskisi gibi değil artık
kaçıncı duble deyim bilmiyorum
yeter artık fazla içtin diyen yok
sigara dumanından bulutlar yok
izmarit kokusu sinmiş küllükler yok
meyhane kokusu yok
e sen de yoksun
şimdi tek başıma içiyorum rakımı
tek başıma yiyorum mezemi
tek başıma dinliyorum şarkıları
tek başıma maziye dalıp çıkıyorum
tek başıma kadehler kaldırıp, boğuluyorum
hiç bir şey eskisi gibi değil dedim ya
sigarayı bırakalı bir sene oldu
keşke sende bıraksaydın
belki şimdi eskisi gibi beraber içiyor olurduk
ekrembay(11.11.2012 23:37)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

vay bee

13 Ekim 2012 yazar EkremBay.

ilk sayfa denemesiydi. vay beeee

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ilaç şişeleri

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

İlaç şişesinin üzerindeki etiketi itinayla çıkarttı
Yapışkan izlerini iyice temizledi
İçine mavi parlak bir su doldurdu
Kapağını kapattı iyice sıktı
Eski püskü bir bezle kuruladı
Sırt çantasından bir defter çıkarttı
Tam ortasından bir sayfa koparttı
Küçük bir makasla küçük bir parça kesti
kırmızı kalmle üzerin bir şeyler yazdı
Küçük harflerle
Sonra ilaç şişesinin etrafını sardı
Bir eliyle kağıdı tuttu
diğer eliyle de bantlamaya çalştı
Eğri büyrü olmuştu
Ama umursamadı
Ve diğer şişelerin yanna koydu
Kimisi kırmızı kimisi yeşil renkteydi
Şişelerin boyları da farklıydı
-ne bunlar?- diye sordu onu sessizce izleyen annesi
-sihirli iksirler- dedi kızı
-dedem o ilaçlarla iyileşmezse benim yaptığım iksirlerle iyileşir- dedi gülümseyerek…
(EkremaBay 08Ekim2012 01:45)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kağıttan gemiler

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

sabah güneşle aydınlanmıştı
akşam ki yağmurdan geriye sokakta akan küçük nehirler vardı
birinin dibinde yeşil lastik çizmeleri olan
küçük bir çocuk vardı
elinde kağıttan gemiler
sırayla suya indiriyordu gemileri
sıra sıra gidiyorlardı
-nereye gidiyor bu gemiler- diye sordu bir ses
ayağında boyasız bakımsız eski bir ayakkabı vardı
bağcıkları da eskimişti
biri çözülmüş
ıslanmış
yere yapışıktı
-uzaklara- dedi çocuk
çok uzaklara
-peki kime?- diye soru adam
-babama- dedi çocuk
sessizce elindeki son gemiyi de indirdi nehire
sallanarak oda gitti sokağın sonuna
orada büyük bir mazgal vardı
biliyormuydu çocuk
kim bilir
adam bir şey söylemeden yoluna devam etti
nehrin yanından ıslak bağcıkları yere şaplayarak
-bakkala gidiyorum, sanda sakız alayımmı?- dedi adam
-bende geliyorum- dedi çizmeleri nehir sularını taşırarak
dalgaları son gemiyi hızlandırdı
dünyanın sonu mazgala hızla gitti
ıslak bağcıklı adama yetişti çocuk
elini tuttu
-gofrette istiyorum dede-….
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:26)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

köpek

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

arkasında bakmadan kaçıyordu
nefesi ensesinde gibiydi
tırnakları asfaltta çarparken korkunç sesler çıkartıyordu
her attığı adımda yaklaşıyordu
korkudan kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi
nefesi kesilmeye başlamıştı
çığlık atamıyordu
atsada kim duyacaktı
evinde kaç sokak kalmıştı
hangi sokaktaydı
kendi mahallesindemiydi
bilmiyordu
artık herşey hızla geçen gölgelerden ve ışıklardan ibaretti
nefesini ensesinde hissetiği anda ayakları dolandı
yere yuvarlandı
tonlarca ağırlığın üzerinde çullandığını hissetti
bacağındaki tarifsiz acı saplandı
çığlık atamaycak kadar korkuyordu
üzerinde devasa bir canavar vardı
ölüm gelmiş kalk gidelim diyordu
-hayıııır- diye çığlık atabildi
ve sessizlik
bacağındaki acı gitmiş yerine sızlama kalmıştı
canavara kaptırmıştı bacağını
sokak lambasının hemen altında sırt üstü yatarken
sineklerin lambanın etrafında dans edişini izledi
sanki bir düğün yapıyorlardı
halaya geçmişler halay başı kara sinek elinde mendiller kendinden geçmiş gibiydi
ve bir karanlık çöktü üzerinde
lambanın aydınlığı gitmiş azrail gelmişti sonunda
-iyimisin?- diye bir ses duydu
derinden geliyordu
ama duymuştu
kolundan tuttu sesin sahibi kaldırdı
-iyimisn çocuk?- diye tekrar etti
ses bu sefer daha gür gelmişti
-iyiyim- diybildi sonunda
azrailine baktı
elinde orak yerinde sopa vardı
nasıl bir azrail di bu?
ne zamandır sopa taşıyordu
iyisin iyisin dedi ses
azrail değildi
eli sopalı bir adamdı
merak etme köpek kaçtı dedi
gel seni hastaneye götürelim
kuduz aşısı vursunlar…
(Ekremaby 8ekim2012 01:21)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kestane kokusu

08 Ekim 2012 yazar EkremBay.

akşamın ilerleyen saatinde yelkovan akrepten deli gibi kaçarken
kapı çaldı,
ahşap kapı tıklamanın sesini yedi bitirdi
sesi ne alt kat, ne üst kat duydu
duysada kimin umrudaydı
belki ahşap kapının, kim bilir
belki
zili tamir etmemi,
eskiyen menteşeleri yenilememi,
içini kemiren tahta kurularını öldürmemi isterdi, kim bilir
kapının bu durumu hiç umrunda olmayan
akşam yağmuruna yakalanmış,
ıslanmış,
üşümüş kadın
üzerindeki suyu damlatarak içeri girdi
montunu çizmelerini sırayla üzerindeki bütün ıslak elbiseleri çıkarttı
sobanın üzerindeki tellere asarken sıcaklığı çıplak vücudunu ısıttı
kendisinden bir kaç beden büyük elbiseler giyerken
kırmızı şarap doldurmuştu kadına
ocakta makarna kendinden geçmişken,
salatayı hacamat eden adam iki üç beden içindeki kadınla dalga geçiyordu
-bana bakacağına dikkat et, elini kesme- dedi kadın
demesiyle kesti zaten
hemen koştu kesik parmaklı salata doğrayıcısına
kanayan parmağını sildi
eline tuttu ve kesiği emdi
-çölde akrep sokmadı ki- dedi adam
gülümseyen kadın -olsun yine de hayatını kurtardım- dedi
yara bandı parmakta, salata tabakta, makarna ocakta, şarap bardakta, minderler yerde, bir şömine eksikti
onun yerine çıtır çıtır yanan soba vardı
üzerinde pişecek kestaneler de yanında, kağıt torbada duruyordu
bu akşam havanın canı birşeye sıkılmıştı anlaşılan
arada bir şimşekler çakıp gürüldüyordu
yağmur hiç durmamıştı
İstanbul ağlıyordu, hemde hüngür hüngür
televizyonu yoktu adamın
radyosu vardı, çalıyordu kafasına göre
çızırtılı güzel bir parça denk geldiğinde eşlik ediyorlardı
yemek biteli çok olmuş,
şarap şişesi yarılanmış
kestaneler çoktan pişmiş birbirlerine yedirilmiş
kabukları sobanın içinde yanmış kül olmuş
bacasından istanbula karışmştı
saat gece yarısını gösterdiğinde akrep yelkovanı kovalamaya hala devam ederken
sobanın ateşi azalmış sönmeye yüz tutmuş
battaniyeler içinde sarmaş dolaş iki beden uykuya dalmış
yağmur durmuş,
rüzgar uğuldayarak gürlemeyi kesmiş, sakinlemişti herşey
gecenin sessizliğine karışan tek şey sobanın son çıtırdamalarıydı…
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:13)

gözden kaçan ayrıntılar: kadın kırmızı renkli tek parça elbise giymişti, etek boyu dizlerindeydi, sütyen giymemişti, çizmeleri bordo renginde dizlerine kadar geliyordu arkadan fermuarlıydı, kısa bir mont vardı üzerinde, bunun rengi de bordoydu, küçük bir çantası vardı, kırmızı ruj sürmüştü, saçları uzun beline kadardı, evin sobası eski silindir şeklindeydi, boruları yer yer pas tutmuştu, yanında odunlar onun yanındada kağıt torbadaki kestaneler vardı, 2 3 tanesi sobanın dibine düşmüş pişmişlerdi, odada hafif kestane kokusu hakimdi, yer tahta zemindi, yer yer gıcırdıyordu, balkonu da vardı evin, ama kapısının altından soğuk hava geliyordu, eski bir havluyla kapatmıştı alt tarafını, evin kedisi görüp görebileceğiniz en tembel kediydi, balkonun yanındaki pencerede uzanmış uyukluyordu, tanımadığı kişilere kendisini sevdirmeye niyeti yoktu, kadın ıslak elbiselerini sobanın üzerindeki tellere asarken göğüs uçlarından su damlıyordu, her damlama ufak bir cozurdamayla son buluyordu, buhar olan damlalar kadının göğüsleriyle tekrar buluşuyordu, adamın pijamaları kadında komik görünüyordu, üst kısmının düğmelerini yarıya kadar kapatmıştı, göğüsleri ne büyük ne küçüktü, oturup kalktığında, eğildiğinde güzelliğini kanıtlıyordu. göğüs uçları sert ve dikti, içtikleri kırmızı şarap yıllanmış hediye gelen bir şaraptı, salata pek güzel değildi ama makarna parmak yedirtecek gibiydi, radyoda bob dylan bir fincan kahve daha çaldığında gök gürültüsü bile sessizliğe bürünmüş parçayı dinliyordu, kestaneler pişip kızarınca, kimisi yanınca ev kestane kokusuna teslim oldu, gece yarısında adamla kadın sevişirken şişe yere düşmüş yeri yıkamıştı, yağmur iyice bastırmış, gök gürlemekten öte çıldırmış gibiydi, arada bir çakan şimşek iki çıplak bedeni aydınlatıyordu, inlemelerini ne alt kattaki kadın ne üstteki yaşlı adam duymadı….
(EkremBay 08 Ekim 2012, 01:13)

alternatif akşam : akşamın ilerleyen saatinde hiç kapı çalmadı adam ise şarap yerine viskisini açmış, şişenin dibini görmeden sızıp kalmıştı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

battaniye

07 Ekim 2012 yazar EkremBay.

-eskiiciiiii- diye sesini uzattı
eskicinin eskilerinden daha eski,
gıcırdayan tekerlekleri,
tamiri bol olan el arabası,
ağır ağır ortalıyordu sokağı.
havalar serinlemiş iyice,
yaz geçe kalmadan gitme derdinde,
kış kapıda ,
son bahar ise kim bilir nerede.
-eskiiiciiiii- bu sefer daha da uzattı eskileri,
belki duyan olur da eskilerini satardı 3 5 kuruşa,
ya da alan olurdu 5 10 kuruşa,
-kim bilir- dedi kendi kendine.
sokağın ortasında top oynayan çocukların arasından geçerken hızlandı,
goller ofsaytlar penaltılar kaçmamalıydı,
-eskicii- bu sefer ses kısa ve kısık, mat ve buruktu.
kırık dökük,
camını zor tutan,
ahşap bir pencereyi aralamıştı sesin sahibi
-battaniyen var mı?- diye sordu.
eskici durdu,
arabanın altındaki küçük dolabı açtı,
katlanmış bir battaniye çıkarttı,
eski bir iple bağlıydı,
tuttu fırlattı.
-hediyem olsun- diye seslendi
bu kış çok soğuk geçecek dedi
giderken…
ekrembay 07-10-2016/01:06

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ayçiçekleri

05 Ekim 2012 yazar EkremBay.

van gogh’un resimlerindeki gibi dünyayı görüp görmediğini merak etti.
elleri cebinde
kafası biraz sola yatık
gözleri kısık şekilde incelerken
merakını bölen birinin eli omzuna kondu
döndü baktı
elin sahibi kol, kolun sahibi bedene ait gözleri gördü
saniyeler belki dakikalar geçti
kim bilir belki yıllar
-eve dönme vakti- dedi
diğer elinde tuttuğu gömleği giydirirken hiçbir şey söylemedi
son bir kez ayçiçeklerine baktı
-hadi gidelim- dedi
elleri kolları bağlı
sakin sakin giderken gülümsüyordu
etraftaki şaşkın bakışlara aldırmadan şarkı mırıldanmaya başladı
bu sırada tabloda ki ayçiçeklerden birinin eksik olduğunu kimse fark etmedi…

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

Kuazimodo’yu anlamak

05 Ekim 2012 yazar EkremBay.
Aslında *Kuazimodo’yu anlamak için ne kambur ne de çirkin olmaya gerek yok… Günümüzde kadınların hepsi kendini çok güzel zannediyor..
(Bilmeyenler için not düşme ihtiyacı duydum; Kuazimodo Natırdamın Kamburu romanının kahramanıdır. Katedral zangoçudur kendisi)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ahtapot

04 Ekim 2012 yazar EkremBay.

yalnızlık ahtapot gibi
8 kolu var
her biri sarmış bedenimi
çekiştirip duruyor
ha koptu kopacak
kollarım
ayaklarım
boynum
vantuzları da cabası
derinlere çekmek istiyor
karanlığa
zifiri
soğuk
nemli
yosunlu
ıslak
yapış yapış
hastalıklı karanlığa
yalnızlığın kardeşi sessizliğe
sağır edici sessizliğe
kulaklarında uğultu çınlama eşliğinde
en derinlere
çekmek istiyor
ne kadar uğraşsam da
debelensem de
kurtulsam da
bir başka ahtapot sarıyor bedenimi
sessizliğe
sensizliğe
en derinlere çekmek istiyorlar
sussam
bıraksam kendimi
en derinlere çekseler beni
kaybolsam
yok olsam
unutulsam
hatırlanmasam
kimin umrunda olacak ki…
(ekrembay040912)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

anlatsam

30 Eylül 2012 yazar EkremBay.

hayat bu kadar kolayken neden o kadar zorlaştırıyorum???
derdim ne benim??
ya da sizin derdiniz ne?
söyleyin,
susmayın,
konuşun,
bağırmayın,
susun,
bi rahat bırakın beni.
yada bırakmayın beni..
gitmeyin…
giderseniz bakkala uğrayın!
2 ekmek alın,
çay demlerim kahvaltıda konuşuruz
derdimi anlatırım
anlarsanız
anlamazsanız tekrar anlatırım
baktık olmuyor susarım
çayımdan bi yudum alırım
uzaklara bakar
dalar dalar çıkarım
çayın dibinde şeker kalmış mı diye bakarım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Depresyon

26 Eylül 2012 yazar EkremBay.

Bugün yaptığım küçük bir testle depresyondaki insanları intihara sürükleyen nedenlerin başında arkadaşları geldiğini tespit ettim. Karşındakinin ne yaşadığını, ne hissettiğini, ne bok olduğunu bilmeden; hayat güzel, hayat yaşamaya değer, olumsuz bakma vs. şeyleri inatla, zoraki bir şekilde empoze etmeye çalışmaları fakat hiç bir bok yapmadıklarından dolayı depresif ruh halindeki kişinin sıçılmış bok gibi hissetmesine neden oluyor.
Konuşacağına sev,
Konuşacağına sarıl,
konuşacağına öp,
konuşacağına seviş.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

kedi tırmığı

24 Eylül 2012 yazar EkremBay.

e sonra neden depresyona girdin diye soruyosun
ben girmiimde kimler girsin be anacım
yani gördüm bi açık kapı amaaan ne olacaksa olsun dedim girdim
sonra öksürük şurubu diye tentürdiyot içtim
içim öyle bi acayip oldu ki sorma
yani bi yandı bi yandı ekşi su geldi ağzıma ıyyyy
kuru ekmek yedim biraz geçti gibi
ama geçmedi o depresyon hali
dahada arttı gibi
o tentürdiyot yaralı kalbimi öyle bi yaktıki
oyy oyyy sorma gitsin
sonra üfledi sanki biri serin serin iyi geldi gibi
yanma geçti biraz
ama sızısı kaldı
sanki bir kedi ağaca tırnaklarını geçiriyormuş gibi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

aniden

23 Eylül 2012 yazar EkremBay.

öylece bir gün zort diye önünü kesip, gözlerinin içine, taa derinlere bakıp özlediğimi söylemek isterdim. sonra senin beni özleyip özlemediğini hatta hatırlayıp hatırlamadığını ve gelecek olan okkalı tokada hiç umursamadan aniden öpmek isterdim. sonra da pardesüme sarılıp kahkahalar atarak kuru kalabalığa karışırdım.


not1: neden zort diye? pırt diyemi tercih edersin.
not2: neden gözlerinin içine? gözler ruhun gıdasıdır yok aynasımıydı neydi?
not3: neden taa derinlere kuyumu bu? anlayan anlar. dibe dalınca kum çıkartırım merak etme.
not4: özledinmi harbiden? heee.
not5: o özlemişmidir? bilmem.
not6: neden okkalı tokat? eski ağırlık birimi daha romantik oluyorda ondan. düşünsene bi kilogramlı tokat yazsaydım olurmuydu hiç.
not7: neden aniden öpmek? sorsam öptürürmü hiç bi düşün allaasen.
not8: neden pardösü? yağmur yağma riski var
not9: neden kuru kalabalık? çünkü daha yağmur yağmadı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

sonra

22 Eylül 2012 yazar EkremBay.

sonra kalp kapakçıklarının değiştirilmesi gerektiğini söyledi doktor.
ne olduysa o zaman oldu.
açık kalp ameliyatı sırasında.
sanırım hemşirelerden birisi adamı,
yardımcı cerrah ise kadını aldı.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

okuma bence okuma yani okursan inan hiç birşey eline beynine bi tarafına geçmicek faydası falan yok ..

22 Eylül 2012 yazar EkremBay.

e şimdi şöyle bir şey var. bir sürü test yaptırdım. orta şiddetten ağır şiddete uzanan bir alanda depresyon maçı yapıyorum. iki kale var. bi tanesinin yanında armut ağacı dikmişler. kaleci armut toplayacak ama ayı var ağacın dibinde. uyuyor. hadi kış olsa uyanması zor olacak ama yaz temmuz sıcağı gavur şeysi gibi. diğer kalede bilmem kaçıncı bizans imparatoru şezlonga uzanmış 50 faktörlü güneş kremini sürmüş ooohh valla değme keyfine. ortada ben, hangisine gitsem? armutlarda güzel gibi. ee ayı işte anlıyor abicim. seyirci de yok. hadi bi tane olsa yok be abicim bi tane seyirci yok. nerde bunlar. bilet bastırmadık ondamı acaba ondan olsa gerek.. milletin haberi yok. olsa belki bi kaç kişi gelir. küfür müfür eder. bozuk para falan atar, çakmak, piknik tüpü, belki cep telefonu takozundan. yok salaklık bende bilet bastırmadık. hem buraya nasıl gelecekler ebesinin şeysinin sağ yokuşunu çık göbek deliğinin ordaki büyük alan. zeytin peynir biraz domatis çayda olaydı iyidi.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

doğum ile ölüm arasındakiler

31 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

ne yani çok mu şey istemiştim, alt tarafı eski ama çalışan, biraz sağı solu çizik, boyası soyulmuş olsa da tuşları eksiksiz olan, mürekkebi bitmemiş şeridi sağlam bir daktilo istemiştim doğum günü hediyesi olarak, bırak daktiloyu, bırak bozuk daktiloyu doğum günüm bile unutuldu. kızmadım kimseye, kendime kızdım. neden reklam yapmadım ki diğer herkes gibi, bağıra çağıra orada burada yazarak çizerek çığırtkanlık yapsaydım, daktilo olmasa da zamanında yanan mumları söndürürken bir iki küçük hediye paketi olurdu.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

incir savaşı

09 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

sabah sabah bir kısmı olgunlaşmanın eşiğinde olan incirleri görünce aklıma geldi. eskiden küçükken bahçemizdeki incir ağaçlarından bir tanesi meyvelerini olgunlaşmadan toprağa gönderiyordu. yerde düzinelerce sereserpe yatan incirlerle komşu çocukları arasında kıyasıya süren bir incir savaşı yaşanırdı. suratlara isabet eden incirlerin izleri kalıcı olmasada can yaktığı aşikardı, bütün mahalle çocuk ciyaklamaları ve savaş nidaları ile çalkalanırdı. Savaşmak ise sanırım dnalarımıza nesilden nesile aktarılan bir bilgi olsa gerek. yoksa neden kıyasıya kazanmak arzusu ile incirler bahçe duvarların üzrinden uçsun ki. aynı şeyi kartoplarıyla kışın yaşardık. ama incir ise apayrı bir mevzuydu. sonuçta gözüne incir isabet etmiş veya kaçamayıp yoğun bir incir saldırısına maruz kalmış ağlayan zırlayan çocukların ellerinde incirin o yapış yapış sütü, toz toprakla karışmış halde leş bir şekilde lavabo başında temizlemek gerekiyordu. şimdilerde ise uzak topraklarda yıllar önce aynı veya benzer savaşları vermiş olan çocukların ellerinde gerçek silahlarla ve ellerindeki kan lekelerini temizlemeleri gerekiyor…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

dutluk

01 Ağustos 2012 yazar EkremBay.

eskiden buralar hep dutluktu.
zeytinlikte vardı aşaadaydı.
sonra mütahitler geldi.
kestiler dut ağaçlarını
kesmeden önce de yediler bütün kara dutları
sonra zeytinleri de topladılar
acımadan da kesitler ağaçları
diktiler apartmanları
doluştu insanlar
birbirini tanımayan onca insan
kavga gürültü baarış çaarış
sonra belediye yine geldi
yıkacaz buraları dedi
kentsel dönüşüm dedi
dedikçe dedi
yıktırmayız diyenleri yıktı geçti
sonra ne oldu
hiç bişey olmadı
olan gidene oldu
unutuldu
unuttu
geri döndü
tanıdık kimse yoktu
kahveyi bile yıkmışlar
oturacak çay içecek muhabbet edecek yer kalmadı
sonra kaldırıma oturdu
açtı mendilini
dilendi
ne dilendiğini bi allah biliyordu
zabıta nerden bilsin ne istediğini
nöbetçi mahkemede
buralar hep dutluktu dedi
bide aşaasıda zeytinlikti dedi… o kadar…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

3 peri

26 Temmuz 2012 yazar EkremBay.

Uzun zaman önce yakaladığım ilham perilerini kapattığım kavanozda unuttuğumu taşınırken farettim.
mutfağın en dip köşesinde kalmışlardı.
büyük ihtimalle açlık, susuzluk, havasızlık, ilgisizlik, yalnızlık gibi nedenlerden öldüler.
3 taneydi.
yeni taşındığım yere sırt çantamda götürdüm.
kavanozdan çıkartıp güneşte kurumaya bıraktım,
birini karşı çatıdaki karga kaptı götürdü,
arkasından attığım masa saatim, karşı komşunun penceresinden birkaç bin tane cam parçasıyla içeri girdi.
saatim kaçtı diye espiri yapacağıma saklandım.
yeni karşı komşumu hiç görmemiştim,
bundan sonrada görmeye niyetli değildim.
1 saat sonra saklandığım pencere dibinden usulca baktım, kimse yok.
olan kurutulmuş periye oldu,
kalan 2 tanesini kavanoza geri koydum.
sabah uyandığımda penceremin dibinde bana dik dik bakan hırsız kargayla karşılaştım
ne var lan diye böğürdüm ama sallamadı.
kafasına yana yatırıp baktı
gaak
yok sana kuru erik dedim
gaak
tabi keşfettin yeri bırakmazsın peşimi
al sana naaah diye elimi sallarken
hararetli bir o kadar saçma sapan kargayla tartışmamı nah ile noktaladığım sırada
penceresini binüçyüzyetmişaltı parçaya ayırdığım komşumla göz göze geldim
bir elim nahta, bir elim pencere kolunda, önümde kargayla karışık halde
bal rengi gözleriyle kestane saçlarının dalgaları arasında napıon delimisin gibi hareket yaptı
o sırada bir gaak daha geldi
uçarak kestane şekerinin camından içeri girdi
meğerse bana değilde hırsız kargasına hareket yapmış
3 numaralı perim onlarda o zaman.
(devamı haftaya yada yarın belki az sonra kim bilir)

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

leblebi ağacı

11 Haziran 2012 yazar EkremBay.

birayı fazla kaçırmış halde, evimin önünde, anahtarları ararken cebimde
leblebi tanesi buldum geçen günden kalma
attım ağzıma da isabet ettiremedim, çarptı koca burnuma
aradım buldum kaçak leblebiyi
sokak lambasının ışığı altında küçük leblebinin sanki suratı varmışçasına bana bakıyordu,
haydaa harbinden fazla kaçırmışım birayı
bahçenin dibinde yol kenarında toprak parçasına baş parmağımla gömdüm leblebiyi
belki ağaç çıkar diye
güldüm kendi kendime
sarhoş gibi deli gibi
zaten sarhoşum biraz da deli
yattım uyudum
sabah
sokaktan gelen bağırış çığırış gülme eğlenme vesaire seslerine uyandım
bi ton küfür sahibi oldu mahalleli
ne var ne oluyor gene çıktığımda
dün gece ektiğim lebelebinin yerinde bir ağaç vardı
hemde leblebi ağacı
çocuklar etrafında koşturuyor yerlere düşenleri birbirlerine atıyor
kadınlar kaselere dolduruyor
kuşlar kargalar ağacın tepesinde leblebileri tırtıklıyor
mahallenin delisi ceplerine tıkıştırıyor bir yanda
onlar en güzellerini yiyor dedi
yaşlı bir amca da leblebileri eziyor
napıyosun dayı dedim
leblebi tozu dedi
haydaa
noluyor lan burda demeye kalmadan ağaçtan bi velet düştü
ciyaklamaya başladı
bacağını kırdı herhalde
ektiğim leblebinin ağacına don atlet bakarken
bir avuç leblebiyi uzatmış şekilde
sen yemicenmi? diye sordu ihtiyar adam
ver de bakayım nasılmış tadı
attım ağzıma tam isabet, güzelmiş
bir, iki, üç derken dördüncü boğazıma takıldı
nefessiz kalıp mosmor halde boğulmaya başladığımda
mahallenin delisi sırtıma vurdu
höynk diye fırladı leblebi…

NOT:
ne o adamın teki fasulye ekince bir gecede büyüdüğüne inanıyorsun da
leblebiyi ekince bir gecede ağaç çıktığına neden inanmıyorsun?

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

gece yarısı

28 Mayıs 2012 yazar EkremBay.


eğri büğrü şemsiyesi
yağmurdan koruyabildiği kadar koruyordu.
elindeki eski püskü, kenarları köşeleri aşınmış deri çantası içinde
üç bilemedin beş parça elbisesi ile taş yokuşu çıkıyordu.
ayakkabılarından birisinin altı delik ya da tamir görmüş
yarım yamalak onarıldığı çıkardığı sesten anlaşılıyor.
vıck vıck diye,
belki sarhoştu kunduracı, belki dalgındı
belki de az para yaptığı işe özenme diye fısıldıyordu kulağına kim bilir.
paçaları çamur olmuş,
pardesünün etekleri de çamurdan nasibini almış,
yer yer göçmüş taşlı yolda su birikintilerinden atlamayı da ihmal etmiyor.
inceden bir şarkı söylüyordu kendisine belki uzaktakine.
kırık patlak çatlak yanar dönerli pırpırlı sokak lambaların altından geçerken
gölgesi de arkasından dans ediyordu.
ışıkların gölge oyunuydu ya da harbiden dans ediyordu.
evlerin bütün ışıkları sönmüş
sokak sakinleri uykuda
fosur fosur uyuyanlar
battaniyesine sarılmış rüyalar kabuslar görenler
kimse farkında değildi bu sokağın kısacık süreli ziyaretçisinden.
nereye gidiyor yada nereden geliyor bilmem ama
beni uyku tutmamış,
karanlık odamda boş sokağı izlerken,
sigaramdan nefes aldığım sırada
topuk sesleriyle uykumu iyice kaçırmıştı,
şimdi de uzaklaşan adamın arkasından sigaramdan ikinci nefesi çekiyorum…
gözlerim yine kapanmaya başladı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kütüphaneci katili

26 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

büyüyünce kütüphaneci olmak isterdim
ama internetçi geldi kütüphaneciyi öldürdü
cesedini parçalara ayırdı
her bir harfini ayrı ayrı kitabın içine koydu
sonra kütüphanedeki kitapları sahaflara sattı…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

acı

20 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

müzik kutusunda çalan şey, feci halde canımı yakıyor ki, dinlemeye devam ediyorum,
sanki bir bardak viskiyi fondiplemiş genzimi heder etmişim gibi,
sanki yavru köpeğin otobanda ezilmesi gibi,
sanki son otobüsü kaçırmış gibi,
sanki vantilatöre takılmış sinek gibi,
sanki babamı toprağa iade ettiğim gibi,
sanki sakalımdan bir tel koparmış gibi,
sanki sevdiğim beni artık sevemeyeceğini söylediği andaki gibi, acı  hissediyorum.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

ikiz

20 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

hep bir yerlerde ikiz kardeşim olduğunu düşündüm
uzaklarda bir yerlerde
ayırmışlar birbirimizden
belki şehirler belki ülkeler belki okyanuslar araya girmiştir
belki de dünyalar
ama bunca sene sonra
konuşmadan anlayacak hissedecek  bilecek bir ikizim olmadığını düşünmeye başladım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

aşkı gören adam

19 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

Aşkı gören adamın yaşı 50lere dayandığı sırada gözleri bozuldu,
en yakın sgk anlaşmalı bir göz hastanesine gitti,
ilerleyen numarası ile sağ 0,75 sol 1,75 olan bir gözlük almak zorunda kaldı
aşkı artık daha net görmeye başladı
kırışmaya başlayan yüz hatları ve aldığı kiloları ile beyazlayan saçları olduğu gibi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hırsız

16 Mayıs 2012 yazar EkremBay.

basit, sıradan bir hırsız,
yapacağı en büyük işe soyundu
bir başkasının hayalini çalmak,
ne kadar zor olabilirdi

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

pitır pen

16 Nisan 2012 yazar EkremBay.

inatla büyümeyen daha doğrusu büyüdüğünü kabul etmeyen biriyim
peter pan’de büyüdüğünü kabullenememişti
dün gibi hatırlıyorum
pencere pervazına çıkmıştı
ben uçabiliyorum diye çılgınlar gibi bağırıyordu
bakın size göstereyim
bulutlara kadar uçup ordan yıldızlara gidecem
size avuç avuç toplayacam
istermisiniz? getireyimmi diye sormuştu
küçük bir kalabalık evet diye bağırmasaydı
peter pan belki hiç uçamayacaktı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hasta

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

tekrar aşık olabilecek miyim diye sordu?
bilmem belki diye cevap verdi doktor
sessizlik aşağı yukarı 5 dakika sürdü
uzandığı yatağında cenin pozisyonuna geçti
doktorla göz göze geldi
not defteri kapalı
kalemiyle oynuyordu
yere düşürdü
aldı yerden
saç kılı yapışmış hemen üzerine dedi
evet sizden önceki hastam dedi doktor
nasıl biriydi
kim?
önceki hastanız
söyleyemem dedi doktor.
uzunluğuna bakarsak
omuzlarına dökülen kestane renkli saçları var
açık kahve gözleri
bir 60 boyu var
sanırım
boyunu saçından mı anladın diye sordu doktor
hayır yatakta bıraktığı izden anladım
hmmm dedi doktor
sanırım ağır bi depresyon geçiriyor
bunu da boyundan mı anladın?
hiç kıpırdaman yatmış
anlatmış sorunlarını
anlatmış hiç susmamış
bunu da benimle fazla konuşmadığınız dan anladım dedi hasta
ben sıkıldım bir daha ki seansta devam ederiz dedi hasta
yattığı yerden doğruldu
vücudunu esnetti
kedi gibi diye içinden geçirdi
tamam dedi doktor
cumartesi saat 13:45
kısmet dedi hasta gülümseyerek
kapıya yöneldi tam kapıyı açacakken döndü
ben aşkı aramaya gidiyorum doktor dedi hasta
iyi şanslar dedi doktor
yakın gözlüğünü masaya koyarken
bulduğumda size haber veririm
sizinkini bulması için yardım eder belki
kim bilir dedi ve kapıyı açtı
gitti
kapının açılması holden gelen serin havayı odaya taşıdı
serinlik içini titretti
boş kalbinde serinliği hissetti resmen
hasta iyileşmişti
aslında sonraki seansa gelmesine gerek yoktu
bunu sekreterine söyleyecekti ki
hastanın son sözleri geldi aklına
sizinkini bulması için yardım eder belki
kim bilir…
sekreter sonraki hastanın gelmediğini söyledi
dinlenmek için fırsat
hastanın kalktığı yere uzandı
biraz kestirmek iyi olur
parmağına sardığı saçla oynarken bunun farkında bile değildi…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

rüya

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.
Rüyamda yine uçtuğumu gördüm
ama yerçekimi çok güçlüydü,
bulutlara kadar çıkmak istemiştim
ama en fazla evin çatısına çıktım
o da zar zor
sonra çatının kenarında aşağıdaki kalabalığa bakarken buldum kendimi
dur, yapma, atlama, hayat güzel yalanların duydum
ne işim vardı çatının kenarında
tek derdim uçmaktı bulutlara
ayağım kaydı
düştüm kalabalığa
acı ızdırap derken uyandım
ayaklarım battaniyeye dolanmış
yataktan düşmüşüm
hay allah …

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

belki

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

keçilerin derdi ne?
ne anlamda?
niye çıkıyorlar dağların tepelerine
dertleri ne?
en iyi otlar en tepede büyür
niye en iyi otlar en tepede büyür?
bilmiyorum
cennete yakın olduğu için mi?
belki…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

savaş

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

koymuş bacağının birini çantasına
evinin yolunu tutmuş
şaşkın
meraklı
üzgün
acıyan
bakışlar arasından geçti
artık bakamayan arkadaşın düşündü
yaşamayanlar daha çoktu
keşke o da gözlerinden birini cebine koysaydı
beraber evlerine dönselerdi
korna sesine irkildi
el kol hareketleri yapan şöföre
değneklerinden birini salladı
siktir git der gibi
trenin düdüğü hiç bir anlam ifade etmeden çaldı peş peşe
geliyorum dedi geliyorum…
1948…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kafe

15 Nisan 2012 yazar EkremBay.

ee burası ne olur ki?
küçük bi kafe olur
baksana 2 katlı
merdivenlerin bize göre sağında kalan yere küçük bi masa 2 sandalye atarız süper olur
ee tabi yıkılmadıysa
yıkılmamıştır bee
yıkılmasın yav …
müşteri olmayınca
sade kahve içerdik ne güzel
ben sütlü içerim
keçi sütü
hehehehe
bildiğin inek sütü
krema var onları sevmiyorum
bende sevmiyorum
çay da demlik olsun sallama güzel değil
e tamam yıkılmadıysa yaparız
adı ne olsun
hmmm
adı aynı kalsın
filmtheater yazıyor ya üstte
heee
hem tabela için harcayacağımız parayla güzel bir radyo alırız
tamam alırız
şimdi yat uyu
sabah konuşuruz
tamam
iyi uykular
….

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

üstü açık vosvos

09 Nisan 2012 yazar EkremBay.

vosvos geldi aklıma
tosbağa
kaplumbağa
bizde böyle
elin gavuru da beetle diyor
böcek
dedemin yaşarken izin vermediği şeyi
senin için yapmıştım
kaplumbağanın kabuğunu açmıştım
pöfür pöfür gezelim diye
pekte havalı olmuştu
vosvos şenliklerine bile katılırız demiştik
papatyalar çiçekler bulutlar kuşlar ne bulursak üzerine çizecektik
dedem görse kalpten giderdi
keşke o şenlikli tosbağayı görüp kalpten gitseydi
belki mutlu giderdi
cennetten bizi görür demiştin
mutlu olur inan demiştin
inandım
inanmakla kalmadım
ön tarafına dedemin adını yazmıştım
koca harflerle eğri büğrü
buna da kesin kızardı düzgün yaz eşşek sıpası diye
şimdi ise arka kısmına senin adını yazıyorum
koca koca, eğri eğri harflerle
üstü açık havadar vosvosa binemeden
son model bi vosvosun altında kalacağını nerden bilirdik
kim bilirdi
belki dedem bilirdi
belki
belki de bulutlardan senin dediğin gibi bize bakıyordu
ama avazı çıktığı kadar bağırıyordu
ama biz duyamıyorduk
birbirimize olan aşkımızın gürültüsünden
son model vosvosun korna sesini

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

yalnızlık

09 Nisan 2012 yazar EkremBay.
ve yine
kışın,
soğuğun,
yağmurun,
çamurun,
anlayamadığım dilde konuşan rüzgarın
bittiğini zannederken
kendimi battaniyelere sarılı halde yapayalnız buldum.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

çiş sorunu

07 Nisan 2012 yazar EkremBay.
İstanbul’daki herkes aynı anda işerse yarım saat sonra Marmara denizinin yarısı sarı olur, bu bir çok aptal aşık için romantik olsa da ekolojik denge açısından faciaya neden olur, bilmem kaç balık türü çişten ölür, o kadar çişten yosunlar mutasyona uğrayıp dev bir canavara dönüşme olasılığın*ı biri amonyak tadında midye dolma yer, bilmem kaç turist hatıra diye 50 kuruşluk plastik su şişelerine sarımtırak renkteki çişli deniz suyunu doldurup sabiha gökçen havalimanındaki xray cihazlarından geçiremeyecek, gün batımına doğru sarı renk deniz suyu çanakkaeli boğazından ege denizine usulca geçer, ertesi gün bir çok yunanlı balıkçı eski yunan tanrılarına tapmaya karar verir, çişli marmara denizi 3 bilemedin 5 gün ana haber bültenlerini meşgul eder, sonunda olduğu gibi unutur gider.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Mutluluk

27 Mart 2012 yazar EkremBay.
o mutluluğu
damarına zerk ettiği
beyaz hayallerde bulduğu anda
onun terk ettiği mutsuzluğunda
sudan çıkmış balık gibi çaresiz kaldım

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

11 Ocak 2012 yazar EkremBay.

yaşlı bilge kırık dişli gri kurt uzun saçlı adama yolculuğunda karşılaşacağı bir çokşey söylemişti. ama aklını kurcalayan 2 şey vardı . beyaz ölümden uzak dur ve  bakır saçlının kalbini geri ver.  nasıl olur diye düşünürken . atı üzerinde rüzgara karışararak güneye doğru gitti. kardeşi deli kısrakla vedalaştı… ok ve yayını aldı. yolu üzründe dah aönce hiç grmediği bi kabileye ait insanla karşılaştı. tek başına ağaç dibinde yatan  biri vardı. ölmek için oraya bırkmmışlardı anlaşılan. ölen çok kişi görmüştü uzun saçlı adam ama  şimdiye kadar kimse bu kadar solmamıştı. yanında kaldı bi kaç gün öelne kadar yani  soluk adam yüce ruha gitmeden önce eline bir kolye tutuşturdu .  bilmediği bi kabilenin dilinde  bişeyler mırıldandı.  sanıırm birisine vermeliydi bunu ama kime.??? gülümseyerek yüce ruha gitti .  bir kışı ardından bıraktı ve yaz geldiğinde . başka kabilerleden öğrendğine göre çok uzaktan beyaz adamlar gelmiş. beraberinde  çok şey getirmiş . gri kurtun dediği beyaz ölümü beyaz adammı getirmiş ti acaba. onlardan yeterince uzak durdu. bir gün bir kıza yardım etmek zorunda kalmıştı beyaz adam kendi halkınada acımazı davranıyordu.  beyaz halktan kızı güvenli bi yere götürdü. çok üzgündü belli yüzünden hüzün gitmiyordu. şimdi yolarkadaşı olan benekli bulut doğduğunda annesinin ölümüne üzülmüştü yemek yemeiyordu herkes ölecek dedi ama yaşadı.  orda kızın saçlarını gördü bakır renkliydiler güneşte parlıyordu anladı ki bakır saçlının üzüntüsü başka bişeydi . kalbi başka bi yerdeydi  ve ölen beyaz adamın vedği kolyeyi çıkartarak ona verdi anlattı ne olduunu öğrendiği bi ka çkelime beyaz adamın dliyle . saat yada kolye herneyse bakır saçlının kalbiydi . tekrar atmaya başladı gülmeye başladı

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

temizlikten çıkan (2006)

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

ayna ayna söyle bana
kim o ?
cevap yok
…ayna bile küçük dilini yuttu
dilsiz ben dili olmayan aynadan medet uman ben
aynadaki akise aşık ben
ama dil konuşmaz konuşamaz
susar izler
damla damla gözyaşı akar
arada bir buğunusu siler
unutur gider…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Disney Ülkesi

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

26 milyon kişi disneyi beğenmiş evet 26 milyon , bu kadar kişi toplansa ülke kurabilir evet disney ülkesi, nerede kurulurdu? hangi ülkeyi işgal ederlerdi? yönetim şekli ne olurdu acaba, cumhuriyet, krallık, kominizm, koninizm, kübizim, monarşi, başındaki kim olurdu ? miki mi? gufi mi? pluto mu? acaba kim kim? referandum olur muydu? 26 milyon sandık başına gidermiydi? mini maus türban takarmıydı, gufiyi tayland mutfaında görebilirmiydik? Disney ülkesinde vergi olurmuydu? özel tüketim iletişim iletişken itişen vergi olurmuydu? marihuana serbest olurmuyudu? pasaport vize oturma izni olurmuydu? kaçak işçi olurmuydu? danılt dak ne yapardı? sincapmı kovalardı? yoksa portakallı ördekmi olurdu? 26 milyon zıplasa deprem olurmuydu? çindeki herkes zıplarsa olurmu peki? neden çindekiler zıplıyor işleri güçlerimi yok?  kimlik no olacakmı? disney kimlik no!! kimlik olacakmı? kimlikte din hanesi olacakmı? dini ne olacak? peki 26 milyon disney cumhuriyeti yada imparatorluğundakiler neye tapacaklar? hindisanda hala ineklere tapıyorlar filler inekleri öldürüyor!! inekler şiş kebap oluyor.. filler uyuyor.. miki maus istifa sesleri yükseliyor mu ? yok yok 26 milyondan bi cacık olurmu ? olmaz.. bütün bu soruların cevabı medyum memişte? peki zeki mürende bizi görecekmi ? yok öldü o .. gitti ..

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

acil servis

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

acil servis grubu geldi aklıma
yussuf yussuuf..
ama bu seferki gerçek acil servis
yussuf yussuf yerine anne anneee diye çığlıklar var
ölümün kıyısında
korku soğuk havada
yağmur eşliğinde
korku dolu endişeli anlamsız donuk bakışlar arasında
sedyenin tekerlek sesi
yağlanması gerek
oksijen gerek
doktor gerek
susmak gerek
dua etmek gerek…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hüzün

05 Temmuz 2011 yazar EkremBay.

eskiyi düşünmek

çok eski olmasada

hüzün denizinde boğulmama neden oluyor

yaşadıklarıma değilde

daha çok yaşayamadıklarıma

kaçırdığım trenlere, trendeki seyyarlara

kaçırdığım vapurlara, vapurdaki sahlebin buharına

kaçırdığım otobüslere, otobüsün buğulu camın ardındakilere

hatta atlı karıncalara, dönme dolaba, patlayan balonlara

aşklara

hüzünlere

eskideki herşey

hüzün denizinde boğulmama neden oluyor

can simidi atan olurda kurtarır diye beklerken

ağır ağır dibe hüznün dibine çöküp bir avuç kumla boğuluyorum

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

eski kütüphanenin eski kayıt defteri

22 Mayıs 2011 yazar EkremBay.

eski kütüphanenin eski kayıt defteri

Uzun zamandır kayıplardayım

kayıtlardayım

gidilmediği ziyayet edilmediği unutulduğu için kapısını bile çalan olmadığı çok eski bir kütüphanenin

çook eski kayıt defterinin 46. sayfasının 15. satırında kayıttayım.

bekçisi sabah 6 da gelir

eski tahta kapısını eski bir anahtarla gürültülü bir şekilde açar

açar açmasına da o saatte herkes uyuduğu için

sadece yatağında mırıldanıp diğer tarafa döner, kimisi yastığını düzeltir uyumaya devam eder

gıcırtlı kapıyı yağlaması gerektiğini kendine hatırlatır. her sabah yaptığı gibi

eski ceketini askılığa asıp, danışma masanına oturur ve eski kayıt defterinin kenarından sarkan bordo renkli ipten ayrılan yeri açar. kim bilir belki de o kayıt defteri ilk alındığı zaman o ip kırmızıydı kim bilir.

kayıttaki son isime bakıp dalar yaşlı bekçi

çayın demliğinden gelen sesle tekrar dünyaya döner, her sabah oturmadan önce çayı demlediğini unutmuş gibi homurdanır ve ince belli bir bardakça demli çay almaya gider. gün içinde demine su ekleyip ekleyip içer.

ziyaretçisi çocukluk arkadaşı arada bir uğramazsa çayından bir bardak nasiplenecek kimseler olmuyordu genelde.

her gün aynı rutine sarmış olan bu unutulmuş kütüphane

yıllar önce aldığım romanı iade etmemi bekler.

bekler beklemesine de

o romanı aşık olduğum kıza hediye ettim, hemde en sevdiğim bölümün sayfaları arasına küçük bir de gül sıkıştırdım

aşık olduğum kıza hala aşığım aşık olmasına da, o artık  bana aşık değil. O beni unuttu, gitti başkasının aşkına aşkını verdi, sonra da gitti gitmesine de, hediyemi de yanında götürdü.

Düğün hediyesi sanki, bırakırmıyım size dedim, girdim gizlece evlerine aradaım taradım

basit adi bir hırsız gibi ortalığı  dağıttım, nafile bılamadım. tam kırdığım camdan tüyecekken yakayı ele verdim.

soluğu karakolda soluksuz bi şekilde aldık ki bir solukta derdimi anlattım anlatmasına da o romanı, eski romanlarını ve bi yığın ansiklopediyi doğuda bir şehrin ücra bi kasabasının okulunun kütüphanesine bağışlamışlar bağışlamasına da beni asıl üzen o romanı kimden aldığını hatırlamamış olması oldu.

ilk önce evlerine geçen hafta giren hırsız zannetmiş beni,  sonrasında zar zor tanımış, şimde gel de eski kütüphanenin yaşlı bekçisine bunu anlat. anlarmı sence ???

ekrem20052010 0059

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

koca memeli kadınların kocaları

07 Temmuz 2010 yazar EkremBay.

yatıp zıbarıp uyumak lazım,
rüyanda koca memeli kadınları görmek lazım,
koca memeli kadınların kocalarının seni ölümüne kovaladığını görmek lazım,
kan ter içinde uyanmak lazım,
sivrilerin bi ton yerinden kan sömürdüğünü görüp
bi ton küfür etmek lazım,
ışıkları yakmadan karanlıkta mutfağa gidip
bir bardak su içmeli sonra kesmediğini farkedip bir bardak daha su içmeli
yatağa geri dönüp koca memeli kadınların kocalarının geri gelmemelerini umut ederek tekrar uyumalı.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

kapı deliğinden gördüklerim

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kapı çalar
tekrar çalar
uzun uzun çalar
tekme tokat girişir kapıyı çalan
omuz atıp kırar kapıyı kirişi ne bulursa
dalıverir bi hışımla içeri ardınan bi kadın kapıcı alt üst kat komşu bi ton nevale içerdedir
sessizlik
ardıdnan acı dolu bi feryat kopar
babaaa diye
1 haftadır sesi soluğu çıkmıyordu ihtiyarın
demekki ölmüş
tek başına göçüp gitmiş öte tarafa

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kapı deliği

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kapı çalar
deliğinden bakarsın
uzun zamandır görmediğin arkadaşın zannedersin
açıp baktığında
kapıcı
oda sana bakar
çöpü sorar
yok çöp möp yiyorum ben hepsini ziyan etmiuorum dersin
tırsar kapıcı
yusuf yusuf bi alt kata iner
kısık sesisini duyarsın
çöp varmı?
tek suçlu
kirli içi tozlanmış kapı gözüdür
silmzesin bırakırsın aynen o halde
tekrar içeri yalnızlığına geri dönersin…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

şairlerin anlattığı şehir

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

-
bu şehri şairlerin anlattığı gibi zanneden bir deli olsam keşke
ya da hayalperest
pembe gözlükleri olan biri olsam
toz pembe görsem ortalığı
şairlerin anlattığı gibi görsem
karanlık sokak köşelerindeki tecavüz haberlerini duyamsam
hiç girmediğim ara sokaktaki cinayetin kanlı izlerini temizlemsem
başıboş sokak köpekleri yaşlı kadını parçalamasa
başıboş sokak köpekleri yaşlı kadını parçalamasaya da hemen 2 sokak aşağıda ki tinercilerin bir adamı yaktığını görmesem
her gün boğaza nazır oturduğum bankın üzerinde evsiz biri donarak ölmese
can feryat önümden geçen ambulansın içindeki kadının kocası tarafından 23 yerinden bıçaklandığına şahit olmasam
şairlerin anlattığı gibi bir şehir olsan ne olurdu ki?

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

belki birileri şu anda ölüyordur bu şehirde

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

belki birileri şu anda karanlık soğuk yarım kalmış bir inşaatın bodrumunda alacak verecek meselesinden birini öldüresiye dövüyor,
belki birisi bir meyhanede alkolün dibine vurmuş, sarhoş olmuş adını unutmuş,
belki birisişu anda sevgilisini bir başkası ile aldatıyor, belki birileri şu anda mesai yapıyor, gözlerinden uyku akıyor, patronu uyuyor,
belki birisi şu anda uyku tutmadığı için aptal tv programlarının tekrarlarını izliyor;
belki birisi şu anda gizli gizli balkonda cigara içiyor,
belki birisi şu anda boğaz köprüsünden intihar ediyor,
belki birileri şu anda bir beyaz eşya dükkanını 2 dakikada soyuyordur,
belki birisi şu anda bir kerhanede bir orospuyu inleye inleye düzüyordur,
belki birileri şu anda ossura ossura uyuyordur;
belki birileri şu anda son dakkaya bıraktıı yarın ki edebiyat sınavına hazırlanıyordur,
belki birileri şu anda hayatın anlamını çözmey eçalışıyordur;
belki birileri şu anda yarın çıkacak gastelerin 2. sayfasına malzeme oluyoydur,
belki birileri şu anda bir fahişeyi yol kenarında pazarlıyordur,
belki birileri şu anda soğuktan üşmüş 2 kat battaniyesine sarılıp uyumaya çalışıyordur camından sızan yağmuru suyuna bakarak,
belki birileri şu anda bahama adalarında yüzüyordur;
belki birileri şu anda bunları yazıyordur,
belki birileri şu anda bu şehirde tanımadığı birilerinin, bi şeyler yaşadığını düşünüyordur,

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

dost dediğin

16 Aralık 2009 yazar EkremBay.

kötü bir gün işte
hava kapalı
rüzgarın sağı solu belli değil
yağmur deli gibi yağıyor
sokaklar şemsiye kırıkları ile dolu
3 5 liraya alınıp ilk rüzgarda bir kaç kolu kanadı kırıldıı için atılan bi ton şemsiye
ne yani eve götürüp tamir edilmez mi?
illa ki atılacak mı?
dedim ya kötü bir gün
arada şimşekler çakıyor sağlı sollu
bi o paratone bi bu paratonere
birileri hedefi şaşırıpta
kırık dökük bi çatı antenine uğramasa bari
dedim ya kötü bir gün
ambulansın biri deli dana gibi bağıra çağıra
trafikte sağlı sollu gidiyor
Allah bilir kim nerde ne durumda
dedimya kötü bir gün
sevgilimden ayrılmışım
işimden kovulmuşum
evede icra gelmiş ben yokken
ne var ne yok götürmüşler
bu soğukta  üşenmemişler
dedimya kötü bir gün
dost dediğin kötü günde belli olurmuş
baksana bizim dost dediğimiz
yağmurlu havası sevmiyormuş
bura beni sevsin
2 saattir bekliyorum bu kırık dökük durakta…

Kategori Kategorilenmemiş | 2 yorum »

ruh hali

02 Aralık 2009 yazar EkremBay.

Büünce ne olacan? sorusuna, hiç bi zaman doğru dürüst cevap veremedim.
bunun mesleki açıdan mı? bişey olmak,
yoksa bişeyler başarıp bişey olmak mı? olduğu arasında gebze harem minibüs hattı gibi gidip geldim.
cevabını bilmediğim bişeyin sorusunu sordular… cevap d şıkkı (cevap anahtarına bakınız*)

aslında,
ne yapmak istiyorsun? sorusu sorulmalı… ki bu çok tehlikeli bir sorudur.
çünkü; özgürlüğe giden yolu kulağına fısıldar, bu da pek istenmeyen birşeydir. çünkü bişeyler başarmaktır, fedakarlık gerektirir. bu da istenmeyen kapıya çıkar. tüh….
ne olmak istiyorsun? sorusu da; kalıplaşmış bir esaretin altın bilezik vad eden bir cümle gibidir. alkış tutar. en iyisi amcalara çükünü göstermektir…

Bir işse, bu bişey olmak olayı
severek yapacağım işi bulamadığım için,
dolayısıyla katlanarak çalışmak zorunda kaldığım işimden zevk almaya çalışarak işimin ismi oldum.
yani ister istemez bişey oldum.
Çoğu insan bişeyler olmak için dörtnala koşarken istediği şeyi aramaya bile fırsat bulamıyor.
ben, ne yapmak istediğimi çok iyi bulmama** karşın
yapamamanın verdiği bir ızdırabın içinde at koşturuyorum.

Zamanlaması mükemmel işleyen trafik lambalarının olduğu bir dörtyol ağzında gibiyim
ki biliyorum hangi yoldan gitmem gerektiğini ama o yöne dönüş yapamıyorum
sarı ışıkta bekleme zamanımı çoktan aştım
arkadan korna seslerini duyar gibiyim
ya kuralları çiğneyip dönülmez levhasından dönecem
yada yeşilin yandığı yolda devam edecem.

*cevap anahtarımı olmayan köpeğim yedi sonra kustu…
**pazarda bağıra çağıra don kilot satmak bile şu sıra daha bi cazip geliyor.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

bi tur

30 Kasım 2009 yazar EkremBay.

bi tur atıp geliyorum.

son baharın son demlerinde.

yaprakların sessizce intiharını kaçırmadan,

kış soğuk kıçını göstermeden

bi tur atıp geliyorum…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

soğuk

22 Kasım 2009 yazar EkremBay.

akşam
uyumadan hemen önce
gidip gezemediğim
görmediğim
duymadığım yerlerde
çığ altında kalıp
soğuktan donup ölmek üzere olanlara bir dua ederken
sıcak battaniyemin hatta 2 battaniyemin içinde debelenirken
buraya bu şehirde tıkılı kaldığıma şükretmelimiyim diye düşünürken
sanırım uykuya dalmışım
ve her zaman ki gibi ordan oraya atlayıp karmaşık rüyalar gördüm
sabah
kahvaltıdan hemen önce
hiç bir kanalda haber olmayışı
internete bakacak tembelliğimin oluşu
teletexi hatırlattı
30 saat sonra
gidip görmediğim gezmediğim diye hayıflandığım yerlerde
donup ölmekten son anda kurtuldıklarını öğrenip
kahvaltımın tadını çıkarttım
sisten eser kalmayan istanbul’da
pazar günü güneşi görenler
gezip görmek için
fotoğraflayıp anı durdurmak için
dışarı atmış kendini

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

proje

07 Kasım 2009 yazar EkremBay.

ufak çaplı bir projeye giriştim. ara ara yazarım artık…saygıler sevgiler..

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

sıkıntı…

22 Ekim 2009 yazar EkremBay.

Saçma sapan bile olsa yazacak birşeyler bulamadğım bir zamandayım,
Markete gidişteki alınacaklar listesini de yazasım yok,
(genel mutfak ihtiyaçları)
Arada gözüme kestirdiğim aburcuburlar da olmasza
3 kuruşa dönen hayatın anlamı çıkmazdı.
Standart olarak kış aylarında kronikleşen sinüzite bağlı baş ağrıları sinir katsayısına endeksli olarak grafik tablosuna yükselen bir ivme kazanmakta, borsaya endeksliolsaydı ya paraya para değilde farklı isimler koysaydım.
Doğalgaza bağlı aygaz üzeri değilde, odun ateşinde yanan bir soba üzerinde demlenen ıhlamur çayı olsaydı, tadı daha güzel olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Eminönündeki sobacıları gezsem odun kömür sobalarının fiyatını mı öğrensem acaba??
Hatta orta çaplı bi soba, 1′er metrelik 3 5 boru, bir dirsekle 1 kiloda kestanemi alsam,
Ne bileyim bu son bahar günlerinde kafam karmakarışık bi halde
Alıp başımı gidesim var cümlesini yazmak istemesemde harbiden alıp başımı gidesim var anasını satayım.
Nereye olursa olsun, güneş batmadan sakin sakin yürüyebileceğim bir sahil kenarı olsun tamamdır.

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

yoktum

07 Haziran 2009 yazar EkremBay.

bi süreliğine ortada yoktum. ilgi ve alakadar olamadım naçizane sitemle. taşına iş değişikliği derken ancak kıçımı yere serdim ve bi göz atayım dedim.  yorum yapanlara saygı ve sevgilerimi yollarım.  doğru yere gelenlere ayrıca selamlar ederim.  :)

Kategori Kategorilenmemiş | 2 yorum »

dolunay

07 Haziran 2009 yazar EkremBay.

gece,
dolunay ile flört halindeyken
aşaa mahallede çingen düüğünün coşkulu müziği ile
balkonumda boş şarap şişeleriyle senin hayalin dans ediyor
sarhoşluğumun yarı uykulu halinde
yalnızlığımla beraber alkış tutarken
acınası halime
gecenin yaratıkları bile seyirci olmuş
damlarda sessiz sakin izliyorlar

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

bir dilek tutsam havaide tatilde olsam …

08 Mayıs 2009 yazar EkremBay.

uzun zaman olmuş kadıköye gelmeyeli. gerçi bu seferde işim olmazsa gelmezdim ya.
uyduruk bi mp3 playerı tamire bıraktım.1 saat sonra gel dedi tamirci bozuntusu.gerçi adamın lafı aazıma dolandı aypod diye lan millet bütün mp3 pleyırlara ipod der oldu. selpak mendil gibi. markalaşan ürün evrensel bi ürün adına dönüşür ve orjinal ürünü ara bul bulabilirsen. 1 saat napılır kadıköyde plansız programsız. bi tur atılır sezon sonu hazır cepre 3 5 kuruş varken uzun kollu L beden svit alınır. 2 adet hemde. sonra karaköy eminönü vapur iskelesinin hemen yanına demir atıllır. marmara izleyicisi moduna geçilir. 3 5 kişi arasına karışılır. cool görünmek için kesinlikle çaba saftetmemekle birlikte bu marmara izleyicileri gayet cool görünürler (neyşınıl coğrafik bölüm 398) batmaya hazırlanan güneşte, amatör fotoğrafçıların tacizindeki boğaz marmara vapur üçgenindeki istanbulda, kendi halindedir yani olağan bi günün sonuna 5 kala ablanın biri korkuluklara yanaşıp cebinden çıkardığı selpakları teker teker marmara atmaya başladı. la havle bu ne günün bonusu olsa gerek. milletçe çok duyarlıyızya en fazla söylenip oflanırız bide arada eti puff yeriz.  2 3 derken ee yeter be abla deniz yeterince kirliyken deniz anaları çiftleşirken sende atma şunları (bu kısımda sadece abla napıon höyt möyt bodundaydım) ablanın kapağı cebinde geldiğini nerden bilim anasını satayım hıdrellezden dilek tutmuşmu neymiş onun için atıyormuş. ve bende biliyorum çöpe atılacağını çöpün dedi. iyi valla dedim. o zaman işimiz bunlara kalsaydı ben şimdiye kadar zengin olmuştum dedim. ne diiim ki başka havaide tatil yapardım o sıra. ama nerdee. aslında gayet geyik çerçevesinde dönen mevzuya bir marmara izleyicisi daha katıldı. iyide etti. muhabet geyiği çevremizde dört nala koşuyordu arad bi zıpladığıda oldu sanırım. vatikanda taş olmaması, venezuella kızlarıının çok güzel olması (harbiden çok güzeller öyle böyle diil) içmeyi bilen insanlarla içilmesi gerektiği  gibi bir çok konuda gayet eğlenceli muhabet ettik.

günün alkışları:
hıdrellez babında marmaraya selpak kağıt atan ablaya (gerçi ben büyü yapması olasılında bile duruyorum)
yarım saattir cep telefonu kamerasıyla batan güneşi çekmeye çalışan abiye
görme özürlünün katlanan bastonunun üzeründen usulca zıplayıp geçen sarışın minyon hatuna
suya düşen güvercinin son çırpınışlarına (yaşama mücadelesine)
mp3 playerımın sorunun 1 saat içinde halleden tamirciye
sabah yayınlanan kadın programlarındaki seyircilerden bi ton alkıışşşş gelsiinn…

dip not: muhabbetini esirgemeyen maramra izleyicisi arkadaşımla mesleki çalışmalarımız bir yerde kesiştiği için meslektaş sayılırımıyız acaba?? son anda benim sitenin adresini verdim ama ruh6.com’un altı kısmının  rakkamla olduunu söylemeyi unutursan. başka yere gider.

Kategori Kategorilenmemiş | 5 yorum »

angel

11 Nisan 2009 yazar EkremBay.

bafi dı vempayır slayer dan bildiğimiz angel fii tarihinde oynayan dizi. vampir avlayan vampir. bilen bilir. ufak bi nostalji niyetine ilk bölümünden itibaren izleyeyim dedim. müziğini unutmuşum nasıl olduğunu. hüzünlüymüş meğerse. ama asıl hüzün yaratan kısım ilk bölümün sonunda tekrar müziği dinlemek oldu.. zamanın nasıl çabuk geçtiği neleri geride bırakıyoruz gibi şeyler aklıma geldi.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

günün alkışı

25 Mart 2009 yazar EkremBay.

yanımda mırmırmır dualar içinde oturan teyze hiç utanmadan sıkılmadan yanıbaşında dikilen kızın örülü hırkasının modeline bakmasına büyük alkış. not:bakmakla kalmayıp elleyip mıncıklayıp  modeli ezberlemeye çalıştı..

Kategori gereksiz gibi, gün be gün | 1 yorum »

günün parçası

02 Mart 2009 yazar EkremBay.

günün parçası
CandanErçetin/BenKimim

dinlemek için kendi resmi sitesinden indirip dinleyin
gölgesizler filminin soundtrackidir ayrıca:)
http://www.candanercetin.com.tr/music/Ben_Kimim.mp3

birisi farkında olmadan çok güzel bişey vermiş oldu; insanı mutlu eden şeyler ansızın beklenmedik anda ortaya çıkar,…

BEN KİMİM

AZ MIYIM ÇOK MUYUM
VAR MIYIM YOK MUYUM

BEN NEYİM

MASAL MIYIM GERÇEK MİYİM

KAÇ MIYIM GÖÇ MÜYÜM
HİÇ MİYİM SUÇ MUYUM
BEN KİMİM

İBRET MİYİM CİNNET MİYİM

HİÇLİKLER İÇİNDE KANAYAN YÜREK
YOKLUKLAR İÇİNDE SAVAŞAN BEDEN
BOŞLUKLAR İÇİNDE KARIŞAN ZİHİN
GÜÇLÜKLER İÇİNDE DEĞİL MİYİM

YOKSA… YOKSA…

HER İHANETE AKIL ERDİREN
HER CEHALETE KILIF UYDURAN
HER ESARETE FİYAT BİÇTİREN
SEN DEĞİL DE BEN MİYİM?

GEÇİMSİZİM BU GÜNLERDE
KİMSESİZİM BU YERLERDE
DEĞERSİZİM BU ELLERDE
ÇARESİZİM DOĞDUĞUM YERDE

GÖLGESİZİM HER GÜN HER YERDE

SES MİYİM SUS MUYUM
SİS MİYİM PUS MUYUM
BEN NEYİM

DEHA MIYIM HEBA MIYIM

AK MIYIM PAK MIYIM
AL MIYIM SAT MIYIM
BEN KİMİM

YARAR MIYIM ZİYAN MIYIM

YALANLAR İÇİNDE DOĞRUYU BULAN
CAYANLAR İÇİNDE SÖZÜNDE DURAN
SATANLAR İÇİNDE AYAK DİREYEN
YANANLAR İÇİNDE DEĞİL MİYİM

HER ADALETE DUVAR ÖRDÜREN
HER CESARETE KİLİT VURDURAN
HER ASALETE BOYUN EĞDİREN
SEN DEĞİL DE BEN MİYİM

GEÇİMSİZİM BU GÜNLERDE
KİMSESİZİM BU YERLERDE
DEĞERSİZİM BU ELLERDE
ÇARESİZİM DOĞDUĞUM YERDE / GÖLGESİZİM HER GÜN HER YERDE

Söz & Müzik : Candan ERÇETİN
Yorum : Candan ERÇETİN
Düzenleme : Alper ERİNÇ
Gitarlar : Alper ERİNÇ
Davul : Cengiz TURAL
Kayıt & Mix : Alper GEMİCİ
Mastering : Çağlar TÜRKMEN

Kategori gün be gün | Yorum yok »

sahte ilkbahar

28 Şubat 2009 yazar EkremBay.

ne yani ilkbaharın gelişini bekleyecekmiydi?
börtü böceklerin  çiçeklerin ortalığı kaplamasını bekleyecekmiydi?
daha mart ın ilk haftası olmasına rağmen
3.cemre de  toprağa düşüp belini kırmışken
nedense kış yerini terketmemekte inat ediyorken
kararını verdi
hayır dedi…
yaşlı ninesinin ödünü kopararak
fırladı dışarı
eski püskü, derme çatma, ahşap kömürlüğe gitti
adı kömürlük ya ama kömürden eser yoktu
daha doğrusu gereksizler evi gibiydi
birilerinin gereksizleri
onun için kaçınılmaz derecede gerekliydi
eşya üstüne eşyanın
örümcek ağların
kaçışan ferelerin
altında
een dipte
tahta kuruların ziyafeti için
çürümeye bırakılmış
gökyüzü manzaralı günlük güneşlik yeşillik dolu bir manzara
kim bu kadar gaddar olabilir diki??
ama parça parça uzun sıra sıra tahtalarda
renkleri birbirine karışmış
sırayla deneyerek
soğukta titreyerek
bir bir toprağa dikmeye başladı
sahte ilkbahar yüzünü göstermeye başlamışken
güneşte bulutların arasından onu gözetlerken
hiç tahmin etmediği bir çift göz daha onu izliyordu
iki sokak aşağıdaki çiçekçinin
ölmeleri için çöpe attığı demet demet buket buket çiçekleri de
sağına soluna yerleştirdi
solmuş renkleri tekrar üzerinden geçti
birde eksik olan
7 değil 77 renkli
dibinde altın küp olan
gökkuşağınıda yapınca
boyaları aksada
en nihayetinde
sahte ilkbaharını bitirmişti
ama ona bakarken eksik bişeylerin olduğu apaçaık ortadaydı
havanın soğuk olması mı
hala mart ayı olması mı
gri bulutlar insafsızca ortalıkta olması mı
hayır
eksik olan ilkbaharın kokusuydu
titremeye başladı ellerini parmaklarını hissetmediğini farketti
eve gitme vakti
ilkbaharın gelmeye yoktu niyeti
arkasını dönmüşken
bir çift gözle karşılaştı
sahte ilkbahardaki sahte gözküyünden daha mavi renklere
şapşal şapşal bakıyordu
elinde bir saksı çiçekle durmuş kıza
hep özlediği koku geldi üşümüş burnuna
güneşte bulutların arasından çıkmaya karar verdiği anda
ilkbaharın aslında karşısında olduğunu anladı
sahte ilkbahara bakarken
elini tuttu ama soğuktan parmaklarını hissetmediği için farkında değildi

ekrem01.03.2009

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

papatyalar bile biliyor du …

26 Şubat 2009 yazar EkremBay.

papatyalar bile biliyordu
onu sevdiğini
he sabah önlerinden geçerken o eski aşk şarısını mırıldanıyordu
papatyalarda dinlerdi
koca bahçe dolusu papatya eşlik ediyordu
biliyorlardı genç adamın kalbinden geçeni
hangi kıza tutkun oluğunu
içten içe yandığını
ama dile getiremediğinide biliyorlardı
yaz bitmeden
kış gelemden
kar yağmadan
bahçe panayır yerine dönecek miydi?
diye merak ediyordu tek gözlü derme çatma gecekondu camından bakan küçük kız
doğuştan elinden alınmıştı kelimeleri, cümleleri, sözleri, şarkıları…
sanki sessiz bir zindanda karanlıktaydı
ta ki o genç adam şarkısına eşik eden papatya bahçesi korosunu duyana kadar
bir tanede gelincik, orkestranın şefi olsa gerek diye düşünmüştü.
günler biribirini kovalayan köpekler gibi hızlı geçti
yazın sonları
kız bi r gün bahçeninin önünden geçiyordu
hep bir ağızdan
seni seviyoor diye deli gibi bğırdılar
esintiyle gelen sadece kokuyu duydu kız
yüzünde gülümsemeyle hızlı hızlı gitti
bir dozer kolunu hunharca toprağa daldırdı
paparyaları bir orya bir buraya savurdu
tek odalı gecekondudaki kız gözyaşlarını tutamadı
ihtiyar adam ölünce hayırsız çocukları
belediyeden imar izni alıp apartman diktiler
papatya apartmanı da
mezar taşı oldu bahçenin
genç adam sevdiğinie kavuştu kavuştu en nihayetinde
ne panayır kuruldu bahçeye nede başka bişey
ama  papatyalar ölsede küçük kız şahitti herşeye…

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

kahvedeki göz yaşı

16 Şubat 2009 yazar EkremBay.

her akşam iş dönüşü bi türk kahvesi içerim. artık standartlaşmış klişeleşmiş bi şey benim için. bağımlısımıyım yoo o kadar da değil alışkanlık yorgunluk gayfesi kıvamında iyi oluyor. her seferinde de ilk yudumu almadan bakarım tepeisne ne var ne yok diye. ne şekil çıktı ? genelde bişey çıkmaz kuştu uçaktı börtü böcüktü kediydi köpekti at eşşekti ne bilim arada bi çıkar bunlar. ilk kez çıkan bi şekil. koca bir göz ve ordan akan bi göz yaşı damlası. alla alla kim ola ki bu neden ağllıyor ki falan derken hüüöp diye içtim göz yaşını. artık her kimse ağlamıyordu :)

dipnot: türk kahvesini kıtlama içerim yandan şekerli yanii.

dipnot2: tüm bunları okuyan kişi sana söylüyorum.. çok önem arz etmeyen bi durum biliyorum . e napim okumasaydın alla alla. sus şikayet etme :P

dip not3: hava çok soğuk. sışarda bok donduran soğuklar var aman haaa dikkat liolun sıkı giyinin sonra hasta olupta ona buna gribinizi satmayın…

dip not4: yazının başlığına aldanıp bunun şiir benzeri yada hikaye saçması bişey bekleyenler kusura bakmayın .

dip not5: aslında dipnot 5 yok bunuda kıllığına yazdım dip not 5 olsun diye….

Kategori gereksiz gibi | 1 yorum »

fena mı olur…

13 Şubat 2009 yazar EkremBay.

normal bi mekan
sevgililer gününde aşıklar mekanına çevrilmiş olsa
küçük 2 taburesi
küçük 1 masası ve
üzerinde beyaz örütü olsun
bir tane mum koysalar
burgulu bişey olsa
titrek titrek yansa
heyecanımıza ortak olsa
ortasında da bir kırmızı gül koymuş olsunlar
7 tane dikeni olsa
ellesek elimize batsa
bir damla kan beyaz örtüye bulaşsa
gülde bir yaprağını üzerine bıraksa
sadece o gün için tutulmuş yaşlı bir akordiyoncu
belki 14 yaşında ki torunueski püskü kemanı ile
daha önce hiç duymadığımız bi aşk parçası çalsalar
çok eski unutulan hüzünlü bir aşk parçası çalsalar
aşıklardan çalıp çalıp çalsalar
şarabımız aşk şarabı olsa
çalınan çalıntı hüzünlü parçada bizim parçamız olsa
açık hava soğukserin esse
ceketimi sana versem
senin yerine ben üşüsem
burnum aksa
romantik olma çabalarımı gece kelebekleri çalsa
gülüşünden, masadaki gül halinden utansa ve hatta solsa
saçların gecenin içinden çıkan ay ile parlasa
dibimizde dalgalanan marmara kıskansa, çılgına dönse
akordiyoncu amca aynı parçayı, hani bizim olacak olan parçayı tekrar çalsa
torunuda yorulup oturarak eşlik etse
eski mekanın yaşlı sahibesi o parçanın sözlerini esirgemese
ve çok güzel söylese
bizde dans etsek
ahşap zemin gıcırdayrak bize ayak uydursa
yağmur yağsa
ıslatsa
ıslansak
müzik dursa
bakışsak
burun buruna
göz göze
dudak dudağa
öpüşsek
fenamı olur bu aşk kokan gecede
sevgili olsak
unutmasak

ekrem140209

Kategori şiir gibi ama değil | 1 yorum »

mobil sapıklık ?!?!?!?

04 Şubat 2009 yazar EkremBay.

nedir bu şimdi ya.. akşam akşam . herkes gibi bende otobus durağında haliylen otobus beklerken. durmadan transit geçen halk otobuslerin arkasıdan, anneleri hakkında ileri geri konuşanları izlerken, herkes gibi otobus bekleyenlerden biri herkes gibi değilde biraz farklı şekilde otobus beklemeyi yeğlemişti. teknlocinin son harikası cep telefonların video özelliğindne faydalanmaya karar verken amcamın biri açmış hardcore pornoyu izlemekte. lan noluyo nerdeyiz derken kendimi dumur denizinde yüzerken buldum. lan bi git evinde ne izliyorsan izle be kardeşim. basıl bi sapkınlıktır bu. nasıl bir mobil sapıklıktır bu anlamadım gitti. bununla berbaber şöyle bir olasılığı düşünebilrmiyiz? evet düşünebiliriz. milletin elindeki cep telefonlarında +18 lik video ve resim bulunma olasılığı nedir ?? hadi bakalım yılın sorusu bu …

Kategori Asabiyetler, gün be gün, sinir bozan ayrıntılar | Yorum yok »

menisküs

03 Şubat 2009 yazar EkremBay.

durum şu 1 aydır sızım sızım sızlayan dizimin sorunu anlaşıldı. rontgen di tomografiydi MR dı ne varsa çektirdikten sonra menüsküs yırtığı olduğu kanaatine varıldı. ilk teşhis diz kayması, ikincisi sıvı birikmesi. 3. şık ise menis imin bana küsmesiydi. menisküs, ufak çaplı dizde ödem oluşması yırtılma ve bilimum ürkütücü şey. aslında ürkütücü olan şey mr sonucu olmadan teşhis koyamadıkları. ve bu yüzden bize uyduruk teşhisler söylemeleri gerçekten berbat bie şey. maksat karşındakine malzeme verip tam teşhisi koyana dek paranoyak olması. evet sanırım olay bu. o kadar git gelden sonra teşhisin küsen bir menis olması sevindiricimi yada korkutucumu bilemiyorum . ameliyet gerektirmemesi açısından iyi bi haber. fizik tedavi ilaç ve dizlik kullanacak olmamda cabası. lan anasını satayım şu ana dek hiç halı saha maçı yapmadım diizime uçan tekme yemedim. nasıl oluyorda oluyor bu durum . sanırım tüm gün oturmaktan kaynaklanıoyr. tembellil durumu ve sonucunda küsen bi menis tamam okunuşunda akla penis kelimesi geliyor olabilir. bu tamamen menis i  penis olarak algılayanların fesatlığıdır. heheh. nedir sonucumuz. egzersiz ve spor olayına balıklama olmasada sakince dalmaktır.

Kategori gün be gün | 3 yorum »

iki

30 Ocak 2009 yazar EkremBay.

1 koca çuval
2 küçük gıcırdayan teker üstünde
2 küçük nasırlı ellerle
2 küçük ayakla
yokuş yukarı
ağır ağır
yorgun yorgun
çekiyor
peşi sıra bi tane daha
geliyor
ard arda
2 kardeş
o çöp senin o çöp benim diye kavga etmeden
beraber karıştırarak
senin benim onun bunun şunun atıklarını topluyorlar
ayıklıyorlar
kartonları kağıtları
eski elbiseleri
belki bi oyuncak araba
belki kullanılmış bi okul defteri
belki az kullanılmış bi spor ayakkabı
ama genelde senin benim onun bunun şunun bokunu ayıkılıyorlar…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

biraz gülümse …

29 Ocak 2009 yazar EkremBay.

gülümsüyordu
güzeldi
güzel gülümsüyordu
ağzımdan çıkamayan
dilimde dolanan
kelimeleri geri yutuyorum
acı tatlı az şekerli bol sütlü kahve tadındalar
gülümsüyor hala
bende gülümseyrek cevap versem iyi olur
ama sanırım ablak bi ifadeye bürünerek
evrimini tamamlayamayan eline muz verilmiş maymun gibi
gülümsüyorum sanırım
ayna da yokki bakayım
kadında değilim çantada ayna taşıyayım
gerçi onunki de tam bi gülümseme değil
sanki 15 dakka önce ağlamış
sonra zibidinin biri güldürmüş gibi
gözyaşlarınıda kağıt mendille silmiş
topak haline getirip
küllüğe sıkıştırmış
5 tanede sigara izmaritini de yanında söndürmüş
gözyaşlarını yakmamak için epey uğraşmış belli
gülümsüyordu
gülümsüyordum
dakikalarca sürdü
taki yağmur başlayana kadar
ıslak gülümsemesini açtığım şemsiyenin altına çağırdım
2 fincan sıcak kahve
1 dal sigara
biraz da gülümsemeyle
kaçışanları izledik

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

yalnızlığı seçen kırmızılı kadın

27 Ocak 2009 yazar EkremBay.

bir eylül akşamı
ne sıcak ne soğuk
arada bi esen rüzgar üşütmüyor değil
barın yanında 3 5 kişi
masalar dolu
kalabalık bi gece
aşk şarkıları çalıyor
dans edenler
gülenler eğlenenler içenler
sadece barda
kırmızılar içinde
güzelliğinin yanında üzünütüsü ile oturan
hariç
herkes eğleniyor
arada bir dansa kaldırmak isteyenleri geri çeviriyor
yalnızlığı seçmiş anlaşılan
kırmızı şarabını yudumlarken
sanki inatla aşk şarkıları çalmaya devam ediyor
arada bir esen rüzgarla saçları dalgalanıyor
kırmızı elbisesi savruuyor
güzellğini kırmızılarla gizlemiş
üzüntüsünüde şarapla boğmaya çalışıyor
hava baya bi serinledi
ince kırmızı elbisesi içinde titriyor
ceketimi neden yanıma aldıımı kendime bi kaç defa sormuştum
gereksiz hammalık yapmayı sevmiyorum
ama ceket sahibi buldu anlaşılan
yanına yaklaşınca kokusu içime işledi resmen
ceketi üzerine bıraktım usulca
gözleri ağlamaklı baktı
ceketim sahibini arıyordu
buldu
dedim
sahilde yürümek için gayet güzel bi gece
ayakkabılarım elimde
parmaklarımın arasında kaçan kumlarla
suyun sahille vuran sesiyle
ve geride bıraktıım
barın sesi azalmaya başladı
gülenler
oynayanlar dans edenler
içenler
_ve yalnızlığı seçen elinde bi şşe şarapla arkandan yürüyen ben
_ayın ışığı altına kırmızı elbisesiyle
güzelliği ile
rüzgarla oynaşan saçlarıyla
gülümseyerek
yürüyen sen…

Kategori şiir gibi ama değil | 2 yorum »

bulutlarda gezmek

27 Ocak 2009 yazar EkremBay.

bekle bende geliyorum
üzerinde koştuğun bulutlara
bende geliyorum
o kadar uzun bir ip bağladım ki
eski kömürlükten bulduğum kancaya
ilk geçen buluta sallayp yakalıyorum
ve geliyorum yanına
bulutların üzerinde
berbaer koşup gülüp gidebiliriz

ilaçların neredeys hepsini içmiş
acilen midesini yıkamalıyız

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

küçüktük…

27 Ocak 2009 yazar EkremBay.

hatırlıyor musun
20 sene kadar önce
daha küçüktük
birbirini tutan ellerimiz
hayallerimiz
hayatımız
küçüktü
bu ağaçta öyle
bir fidandı
toprağa dikerken
ellerin ellerimde kilitlenmiş
gözlerin gözlerimde kaybolmuş
dudaklarım dudaklarında ilk kez buluşmuştu
kalbim ise kim bilir nereye gitmişti
nerden bilelim bu kadar büyüyeceğini
bizi geçip bulutlara ulaşacağını
hani yıllar sonra beraber gelip bakacaktık
ne kadar büyümüş diye
gölgesinde berbaer yatacaktık
sarılıp uyuyacaktık
hani söz vermiştin
beraber gelecektik…

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

yarım yamalak yağmur…

27 Ocak 2009 yazar EkremBay.

yarım yamalak yağmur yağıyor
arnavut kaldımlı taş sokakta
rengi siyah
bi ucu kopuk
şemsiyem açık
yarım yamalak ta olsa koruyor
ıslanmaktan,
yıkanmaktan,
gözyaşlarından,
ne güzelde yıkanıyor taş sokak
son baharın yaprakları sal olmuş akıyor
ayaklarınım altından
bir kadın
bağırıyor can havliyle
ne oldu diye baktım yukarı
çamaşırlarını unutmuş
hala bağırıyor aceleyle toplarken
birini kaçırdı işte
baba yadigarı kara şemsiyemin
bi ucu kopuk teline takılıyor
ikinci defa yıkanan elbisesi…

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

kırmızı valiz

27 Ocak 2009 yazar EkremBay.


kırmızı valizi yanında
sandalyesinin dibinde
ayakların dibinde
kırmızı kısa topluklu ayakkabılarıyla oynaşan
kırmızı aslında birazda bordo gibi duran
eskimiş, kenarları aşınmış
sol kenarında da tükenmezle bişeyler yazılmış ya da karalanmış
acınası haliyle duruyor
iyide kapatamamış
elbisesi ucunu göstermiş
valizin üzerindede hırkası var
sütlü kahve renginde
düğmeleri farklı farklı
kahveside sütlü
bol şekerli
yudum yudum içiyor
tadını alıyor
içi ısınıyor
inip kalkan uçakları mı
yağan yağmuru mu izliyor
derken
çakan şimşeğin ardından sağlam bi gök gürlemesiyle irkiidi
kahve fincanıı devirdi
bol şekerli ve sütlü tarafından
valizin üzerine
birada hırkasına
kırmızı
bordo gibi valizde tadına baktı kahvenin
sütü çok der gibiydi
anons yapılıyor
bilmem kaçıncı perodndan bilmem kaç sefern nolu uçak rötar yapmış
oflayanlar poflayanlar
asabiyetle garsonu çağıranlar
bir uğultuyla ulumaya başladılar
bir elinde kırmzı valizi
bir elinde hırkasıyla
ağır ağır gitti
bilmem kaçıncı perondaki bilemum kaç sefer nolu uçağa
gitti
yağmur dineceğe benzemiyor
en iyisi
yerleri süpürmeye devam edeyim…

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

kaya balığı necati ve lüfer osmanın maceraları - bölüm 1

26 Ocak 2009 yazar EkremBay.

kaya balığı necati ve lüfer osmanın maceraları
Season 1 / episode 1

kaya balığı necati
gayet sıradan bi günde
haliç te
galata köprüsünün ayakları arasında turluyordu
istavritlerle kefallerin oltaya takılmasını izliyordu
8 çizerek deli dana gibi bağıra çağıra gelen lüfer osman
kan ter içinde nefes nefese
_ aa a a abii abii,koş şeeyy pardon yüz abi yüz
_ new var lan gene buldun?
lan varya ben bile bu her gün zıçtığımın körfezinde senin kadar abidik gubidik şey bulmadım.
ne azimmiş sendeki bea..
_ yaa abi gel işte bu sefer acaip bişi buldum..
_ lan varya gene başımı derde sokacak bişey bulduysan zıçtım bacaağana ona göre haa..
_ ha ne? ne bacağı? nası yani.?!?!?!?
_ lan yok bişey hadi yüzmene bak..
tam o sırada köprünün altından geçmekte olan kadıkoy-karaköy teknesi
boku pösürü ne varsa boşaltır bi güzel mekanlarına
_ lan şerrefsiiizz.. gene aynı tekne değilmi lan osman.
_ evet abi o tekne . sen merak etme az kaldı bulacaz eşgalini.
_ gidin evinize sıçıın lan deyyuslarr..
_ tamam abi sinirlenme gel gidelim ..
bi süre sonra haliç köprüsünün yakınlarda..
_ lan gelmedik mi? 2 dakka dedin ömrümü yedin yollarda..
_ geldik geldik bak abi ilerde
_camgöz nurinin eski meyhanesinin yeri değilmiydi burası
_doğrudur abi. ne günlerdi bee.
_ evet lan her gece takılırdık içerdik sıçardık.
_ taki o güne kadar.
_ neyse abi eskilere dalmayalım
_ bak şurda işte yaklaş..
kaya balığı necati şimdiye kadar görmediği bişeyle karşı karşıyaydı
şok dumur üstüne dumru ve bilimum şaşkınlık ifadesini yaşamaktaydı..

devamı çok yakında …

Kategori Kategorilenmemiş, gereksiz gibi | Yorum yok »

sarhoşun biri

25 Ocak 2009 yazar EkremBay.

adamın biri
gırtlağını yırtarcasına söylüyordu şarkısını
mutluydu
ya da değildi
kafası kıyaktı belli
içmiş içmiş şişenin dibini görmüş ne demeli
istediği sigara dalını vermeli
ve şimdi
bir elinde sigarası,
bir elinde ceketi
ile
daha mutlu bi şarkıcı vardı
yola devam etti
ceketi de arkasından yerleri süpürüyor
belediyeye iş çıkarmamak ister gibi
berbat sesiyle
gene sesini yükseltti
eski bir aşk şarkısı
ayrılık acısı
ardından kavuşma şansı
yağmaya başlayan yaz yağmuruyla
akıp gidiyor kanalizasyona
sonra marmaraya

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

kurbanlık

12 Aralık 2008 yazar EkremBay.

şunu sölemek isterim,
kurban bayramı neden var?  neden kurban kesiyoruz? falan filan fıstık.
şudur abicim.
tamamen et ihtiyacı ve kan dökme duygularımızı doyurmadır.
Ben şahsen hiç bir zaman kurban bayramlarında kesilen hayvanlardan etkilenmedim. ne büyük baş hayvanlardan ne de küçüklerden.
komşum online inek kesen bi tipti, kurban bayramı olsun olmasın sipariş geldimi cırt diye keserdi alimallah…. mahalle aralarında, kömürlükte hayvancılık yapmaya çalışan nesli tükenmek üzere olan son insanlardan biriydi. (gerçi öldümü yaşıyormu bilmiyorum) o nedenle ki alışık olduum bi durumdu.
hatta duvalara çıkıp izlerdik.
(ayrıntıları açık seçik kesintisiz anlatmak isterdim aama gerek yok)
söylemek istediğimin ana fikri; özü, özütü, şeysi ise,
kurbanlık için alınan koç, koyun, tosun, tosuncuk gibi hayvanlara duygusal bağ kurulması ve akabinde ki kaçınılmaz son, kurbanlığın 120 parçaya bölünüp dağıtılması ile yaşanan şiddetli travma .. asıl korkunç olan ebeveynlerin, bizim ana besin kaynaklarımız olan bu yürüyen et yığınları ile duygusal bağ kurmalarına izin vermesidir…
yahu bırak uzaklaştır hayvandan çocuu , götür pazara al oyuncağını meeleyen mööleyen kişneyen peluş peluş modellerini al. zırlamasın,  ileriki yaşamında insanlara zorluk çıkartmasın, vejeteryan olmasın… kendisini kapılara zincirleyen hayvan hakları savunucusu olmasın, (insan haklarını unutupta)
her nevi et yemeğinden mahrum kalmasın zavallılar….

dipnot: süper lotodan birine yaklaşık olarak eski parayla  9 TRİLYON çıkmış bana 2 bile çıkmadı.
dipnot 2: sütün içine doğranan simit harika oluo. arada bir tekrarlamak gerek…

Kategori Asabiyetler, acaba, gereksiz gibi, sinir bozan ayrıntılar | 2 yorum »

ah be…

11 Aralık 2008 yazar EkremBay.

yine unuttuğum nesgayfemi
buz gibi olmuş halde aldığım yudum
midemde hali hazırda olan burukluğa hiçte iyi gelmedi
kalorifer peteğin üstüne koydum
ısınsın biraz
havadurumu dışarda -1 derece olduunu söylüyor
ya midemdeki buruklukla beraber nesgayfe kaç derece
nerden bilim
aklım uzun zamandır olmayan bi şerkilde tekrar karışık
cigarayı bırakmamış olsaydım
üzerine birde duman katardım
aklımdakilerin karışıklığından birşeyler çıkartmak
dipten kum çıkartmeye benzemiyor
bazen kaybettiklerimiz
unuttuklarımız
gömdüklerimizi buluyoruz
sabah berbarer uyanmak gibi
gece dışarda -1 derece olsa bile
yanında sarılabilecek
battaniyeden fazlası olması gibi
daha zoru
kalbimdekilerin karışıklığından bişeyler çıkması
en kolayı midemdekiler
onlar nasıl olsa
daha sonra tuvalettekilerle karışacak
sorun yok
ah be cigara olsaydı
bu nesgayfe öksüz kalmasaydı

Kategori acaba | Yorum yok »

pazar pazar

17 Kasım 2008 yazar EkremBay.

pazar pazar ama günlerden c.tesi. mecbur kalınmadıkça sokak aralarına kurulan semt pazarlarına girmeyi kimse sevmez. itiş kakış aralardan sıyrılma ve bilimum bağırış çığırış arasından hedefe ulaşma çabası.. eziyetten başka bişi diil. mecbur kalmadıkça girmemek gerek. ve birde akşam saatlerinedenk geliyorsa yani pazarın ortadan kalkma zamanı gelmiş ve toparlanma safhasında yolunuz düşerse işte o zaman tehlike çanları çalmakta. acele içinde toparlanan mallar yerlerinde sökülen tenteler çadırlar madırlar demir borular ve çözülen ipler halatlar arasından usulca sıyrılmak gerekir. lazerler döşeli bir koridordan geçmek giibi hissetmemek elde değil. neymiş mecbur kalmadıkça pazar içine dalmak yok…

Kategori gereksiz gibi | 1 yorum »

gece traşı

17 Kasım 2008 yazar EkremBay.

gece yarısı yapılacak bi ton şey vardır. ama bu saatte yani 00:30′da yapılıpta faydası dokunan şeyler vardır. benim en çoksevdiğim sakal traşı .. neden çünkü; sabah işe giderken yarı uykulu şekilde acele acele traş olmama gerekkalmıyor. neden gece yarısı bu çok gerekliişi yapıyorum çünkü sabah 10 dakka fazla uyumayı seviyorum….

dipnot: traş bitimi sürülen kolonya vb. sıvıların yakması kısa süreli acı ızdırap.

Kategori gereksiz gibi | Yorum yok »

hayalimdeki araba / DMC-12

12 Kasım 2008 yazar EkremBay.

herkesin hayalinde bir araba vardır. benimkide bu altta duran canavar..  sınırlı sayıda üretilen(yaklaşık 10.000 adet kadar) ve geleceğe dönüş filminde kullanılan Lotus Esprit turbo ya uzaktan akraba gibi duran ama ondan daha güzel olduunu düşündüüm bir araba modeli…. gerçi biraz modifikasyon az biraz makyada fena olmazdı hani

bir hayalden yola çıkılarak yapılan ama satışları tahmin edildiği gitmeyen ve patronlarının karanlık işlere bulaşması gibi olaylardan sonra elde kalan ama öksüz bırakılmayan bi proje diyebilriz.. üretim esnasında fazlasıyla yedek parça yapılmış. eski bi model için yedek parça sıkıntısı olmaması gayet iyi :) sanırım deli gibi satış yapmayı planlamışlar.

http://www.delorean.com/ sitesinden satışı falan yapılıyor

http://www.vintagedreamcars.com/1981-DELOREAN%20(4).JPG

dmc-12

1981 DE LOREAN DMC-12

tamamını oku »

Kategori hayal meyal | Yorum yok »

indi bindi ??? / sinir bozan ayrıntılar..

11 Kasım 2008 yazar EkremBay.

indi bindi 1yenitürklirası 20yenikuruş,
minibüse biniyosun ve kısa bir mesafe için ücret veriyorsun. indi bindi şu kadar bu kadar. lan bu kadar mesafe için çok dilmi bea? diye içinden söyleniyorsun. tabi götün yemio dimi kaptan koltuğunda oturan izbandut gibi herife bunu söylemeye, işin ucunda levye ile dayak var yada sağlam bi kafada gömçürebilir, belki de hemen motor kapağının üzerinde oturan geçici muavinin bir kaplan edasıyla üzerine atlama riskide var. var oğlu var anasını satayım…  neme lazım içinden sessiz sakin söylenmeye devam etmek en iyisi gibi geldi …
hepsi bi yana da neden İNDİ BİNDİ ?? yani biz aslında o envai çeşit renkteki minibüslere aslında binip inmiyormuyuz??? e haliylen neden indi bindi diyoruz kardeşim. herkes bunun farkındayken neden böyle bi ikilemin içinde sırt üstü yüzmeyi tercih ediyoruz?  Yoksa biz aslında hep o minibüslerdemiyiz? hayat çok büyük bir yanılsamadan  mı ibaret??? nedir bunun gerçeği, nedir..  hayatın anlamı, minibüslerin motor kapağının altında mı saklı?? neden kimse buna bir dur demiyor???

Allahımm neden BİNDİ İNDİ denmiyor??? nedeeeeann? hüeaarggh hööaaa………

dipteki kum tanelerinin arasından ucu gözüken not: minibüslerde asabiyetlere yakında devam …

http://galeri.internethaber.com/images/gallery/371/12.jpg

binmedim ki ineyimde bineyim....

Kategori Asabiyetler, sinir bozan ayrıntılar | Yorum yok »

pazar pazar aşka bir adım kala….. sipariş

07 Kasım 2008 yazar EkremBay.

pazar pazar daha saat 9 olmadan
geceden kalanlar ayılmadan
bakkal kepengini açmadan
karga bokunu yemeden
dolaylı yoldan
tali yoldan
ağır ağır
sol arka tekerinin havası yarıyarıya inmiş
eski 70 küsür üstü açık arabasında
ne hava atmaya nede başka bir şeye atılmaya niyeti olmayan
arabasıda egzosundan çıkan kapkara dumanla
kanserliymiş gibi davranan
tali yoldan toz topraktan
olsa gerek
köh köh öksürerek
sallana sallana 8 çizerek
kırık aynasından arada bir dikiz atarak
gidiyor
aklı nerde kimbilir
üstü açık ya arabası belkide uçup gitmiştir
o yüzden radyossunun sesi sonuna kadar açık
kendi karga seside bi o kadar
kargalar bile şaşkın
radyosunda ki aşk şarıkları
saçı yağlı dağınık tozlu adamın dilinden
sokaklara dağılıyor
umrunda mı dünya
umrumda mı uyanmayanlar
umrunda mı uyanıklar
sanmam
asfaltı yamalı yollara kaydı ufaktan
mahalleliyi rahatsız ederek ufaktan
uyandırdı ufaktan
herkesden önce başkaları da uyanmış
saçlarını salmış
takmış takıştırmış
süslenmiş
giymiş kırmızı eteğini
sürmüş kırmızı rujunu
sallana sallana
kıvıra kıvıra
kaldırımdan usulca
yürüyor
aklı nerde kim bilir
siparişler alıancak
2 ekmek bi gaste bi paket sigara belkide aşk meşk
unutmazsa tabi
neydi 3 ekmek yarım kilo peynir bide sigaramıydı
neyse ne
diline dolanmış bir şarkı
sallana sallana kıvıra kıvıra gidiyor
yan yoldan sallana sallana
8 çizerek yarım yamalak arabasında
bir başkasıda
aynı şarkıya eşlik ediyor
yollar yollara
gözlerde gözlere çarpmadan
freni bozuk meretin kilitleniyor
duruyor
bakkalcı güzelide
sallana sallana
karşı kaldırımdan geçiyor
radyoda çalan şarkıya eşlik ederek
görmüyor
arabadaki kaldırımdakini
kadrımdaki de arabaının içindeki tamirciyi
ulan hurda ulan bozulacak zamanımı buldun
az biraz sonra bozulsaydınya…

dipteki kumların arasındaki not:
ilk defa birisi için karaladım kim için mi?
o kim olduunu biliyor :)

Kategori şiir gibi ama değil | 2 yorum »

mültecinin gözyaşları

06 Kasım 2008 yazar EkremBay.

derisi kara
gözleri kara
saçları kara
hayatı kara
kapkara bir odada
44 arkadaşıyla
egenin ortasında
denizin ortasında
soğukta
yaşlı bir balıkçı teknesinde
sadece ailesinin resmi cebinde
eli kalbinde
kalbi de ailesinde kalmış.
hayatlarıda,kelle başı bilmem kaç dolara
vicdansız köle tüccarlarında
köle tüccarının vicdanı da
küçükken inşaatta kalmış
başka bir vicdansızda
uyudu dümenin başında
karılar kızlar parayla oynaşıyor rüyasında
gecede kara
hemde zifiri kara
sakladı fırtınayı usulca
yaşlı balıkçı tekneside
dayanamadı daha fazla
alabora oldu karanlığa
teslim etti
derisi kara
gözleri kara
saçları kara
hayatı kara
kapkara
44 adamla…
akılları kalpleri binlerce kilometre ötede
umutları karşı kıyıda kaldı
bedenleriyse
sabahın kör karanlığında
vurmuş kıyıya
bi kısmı
kara kapkara ceset torbalarında
bi kısmıda
vicdansızların cebinde
toplanmış meraklı bakışların içinde
o tekneye binemeyen
bir başka mültecide
kara gözlerinden
kapkara gözyaşlarıyla
kaldırıyor 44 kara ruhun cenazesini
öte dünyaya
44 kara ruhun umutlarınıda cebine koyup
binlerce kilometre öteye
geri götürüyor sahiplerine
:(
11aralık2007

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

bitmeyen şey….

29 Ekim 2008 yazar EkremBay.

asla bitmeyen şey
sevdiğinden
sevginin karşılığını beklemek
bir gülümseme dahi olsa yine de bekelemek
yaşı 70e merdiven dayamış sevdiğin
sana hala belediyenin diktiği çiçeklerden çalıp getiriyor,
seninde yüzünde güller açıyorsa…
buruşuk elleri çiziklerden kanıyor,
ve görünce, kalbin sızlıyorsa…
bir o kadarda kızıyorsan,
erkenden kara toprağa gitti diye..
göz yaşların kırışık vadilerden nehir olup akıyor
çaldığı çiçekleri suluyorsa…
duaların arasına sıkıştırdığın,
seni çok özledim, yanına geleceğim günü bekliyorum, dediğin özlemlerin
işte o beklediğin
ama bitmesini hiç istemediğin sevginin karşlığını beklemek
bazende peşinde deli gibi koşmaktır.

Kategori şiir gibi ama değil | 3 yorum »

sinir bozan ince ayrıntılar serisi-1

22 Ekim 2008 yazar EkremBay.

evde sinir bozucu olan ince ayrıntılar serisi-1 (ama bu sinir bozucu asabiyet yapan ayrıntıları ancak onları görünce hatırlarız sonra unuturuz hiç olmamış gibin)
mesela bunlardan biri. neden her seferinde aynı marka model diş macununu alınmaz ki eve. zaman zaman
yenilenen macunun yerine bambaşka formatta ve tatta bir macun geliyor. neden neden ??
meselaa aynı şekilde neden şampuanın aynısından tutturamıyorlar.
yok efenim kepeğe karşı normal saçlar içi,
yok kepeği kökünden kazıyacaz sö kuru saçlar için,
ekstra dolgunluk hacimlik vesaire veren 14ü içinde kıvırıcık saçlar için ,
şampuanları ile uğraşıyorum. neden neden ???

çünkü alışverişi sen yapmıyorsunda ondan olsa gerek…
ev ahalisi rastgele alışveriş olayını hallediyorlar..

Kategori sinir bozan ayrıntılar | 1 yorum »

var mısın? yok musun? Yokum abiiii….

20 Ekim 2008 yazar EkremBay.

günlük yaşantımızda kızıp sinirlendiğimiz onlarca hatta yüzlerce şey var. Bunların büyük kısmını es geçip sallıyoruz,  umursamıyoruz, unutuyoruz. gündelik hayat karmaşası içinde ezilip gidiyorlar.

mesela; Var mısın? Yok musun?  Yarışması… milyonarı ekran başına kilitleyen, kilitlemekle kalmayıp çivileyen yarışma programı.  Ne hissedip hissetmediğimizi ortaya döken, aslında hislerimizle oynayan Üç 5Yüz bin YTL.’lik. para çarkı. Tamam illaki bu program hakkında bi ton mevzu dönmüştür. Olsun bide ben yazayım çizeyim dedim.

Bankası olan başka bir yarışma programı biliyor musunuz? Gerçi bir çoğu yarışmanın konsepti gereği olan yapmacık şeyler.  Birkaç milyon kişinin sırada beklemesine mi yanalım, orda 8 aydır sırası gelmeyen cepten yiyenlere mi yanalım? İzlemeleye bakalım, Reyting lere bakalım mutlu olalım, 100 milyarlar kazanacam diye 1 milyarla gidene ağlayalım, 5 ytl ile gidene kahrolalım, dahada ileri gidip kendimize benzin döküp yakalım. Yoook yakmayalım, ucundan tutuştuysada söndürelim hemen. Seyirci Psikolojini altını üstüne getiren içeriği ile vazgeçilmezlerimizden biri.

Tamam herşey süper, süper de… Takıldığım bazı noktalar var…
Elemeleri nasıl yapıyorlar acaba…
Hayattan bi şekilde tekme yemiş onlarca güzel kadını neden seçiyorlar??? Görende ülke geneli hep güzel kadınlarla dolu zannedecek.
Onca atraksiyonlu tipi neden seçiyorlar??? Sıradan bi hayatı olan adam değilde onlarmı sadece adam.
Neden kapalı hiç bir kadın yarışmadı şu ana kadar??? Kapalı mevzusu Annemin dikkatini çekti. ilginçtir. acaba neden? yoksa ülke genelinde kapalı kadın mı kalmadı????
Neden kimseye 500bin YTL. verilmedi??? 5ytl. kazanana 5 ytl veriliyor mu?

Aslında Tüm Soruların Cevaplarını Biliyoruz… Biliyoruzda bu soru işaretleri, Neden Nasıl Niçinler, asabiyet yaratıyor insanda.. Yokum abi ben yokum….

Napolyon yaşasaydı sanırım Para Para Para yerine Reyting Reyting Reyting derdi…

Kategori Asabiyetler | 1 yorum »

aşk için, meşk için, bi öpücük için…

18 Ekim 2008 yazar EkremBay.

neydi o 2 dakka önceki halin
papaz gibi
mağara adamı gibi, geziniyordun ortalıkta
mahallenin sümüklü veletleri korkup kaçıyordu bee
ne dediysek ne yaptıysak
adam edemedik seni
hamamın önünden geçmez olmuştun
kokuşmuştun
amaa
bi kızın,
2 kelimesine,
bi gülüşüne,
üç kırıtmasına tav oldun.
koyun gibi 2 dakkada kırptı seni berber rıfat
bak şimdi
adama benzedin adamaaa
saçlara şekil verdi
sinek kaydı tıraş etti
parladın
maymunken
adam oldun
efendi oldun
ne için
aşk için
meşk için
bi öpücük için…

Kategori şiir gibi ama değil | Yorum yok »

kapılar

17 Ekim 2008 yazar EkremBay.

karanlığa düşmüşken
tek başıma kalmışken
bir kapı açıldı
tanımadığım biri çıktı
elindeki bir topar anahtarı sallaya sallaya
yanıma kadar gelip koydu avcuma
anımsadığım sadece buruşuk derisiydi
ne beyaz takım elbisesini,
ne kır bahçeleri gibi kokan parfümü,
ne de yanındaki kurt kırması köpeği anımsıyordum
dilime dolanan 10larca soruyu soramadan geldiği kapıdan geri gitti
sorularımın cevaplarına giden kapıdan girdim bende
ama cevap yerine
açılmayı bekleyen bi ton kapı vardı karşımda
ne kırmızı takım elbiseli adam
ne de omzundaki karga vardı
geldiğim kapı
doğduğum odanın kapısıydı
anlaşılan doğmakla meşguldum
annemin acı çığlıkları arasında benim kesik kesik cırlayışım duyuldu
bu kadarmı acı çektirmişim anneme
hemde daha yolun başında
kapı kapandı ve küçüldü ve yokoldu

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

hiç olmazsa

22 Eylül 2008 yazar EkremBay.

Arslanın gölgesinde bir kedi olmaktansa
Sokak Köpeği olmayı yeğlerim
Hiç olmazsa özgür olurum
özgür ölürüm

Kategori şiir gibi ama değil | 3 yorum »

yalnızlığın muhasebesi

12 Eylül 2008 yazar EkremBay.

ölümü düşündü
bir yudum daha kahvesinden alırken
içkiyi bıraktığından beri
kahvye sigaraya dadanmıştı iyice
hay düşünmez olsaydı
kahveye şeker atmamaış
kızıp homurdandı kendisine
ve yalnızlığı, nasıl yalnız kaldığımıda düşündü
eşyasız evin tek müdavimi olarak
muhasebesini yapmaya karar verdi
sadece para sayabilen matematiği ile
ama neyin üzerine
evde tek parça bir kağıt yok
sadece son 10 yıldır aldığı
atmadığı
biriktirdiği
berbaber uyuduğu
at yarışı gazeteleri var

taa ilk okulda alınıpta
ancak sayfaların yarısı doldurabildiği
sonra
evin tek bir kızı olmamasına rağmen
hali hazırda olan çeyiz sandığına kaldırılan
düz çizgili defterini çıkardı güç bela
köşelerini kemirmiş aç kalan fareler
sonra kaçmışlar batan gemiden kaçan fareler gibi
yemek yerine gazete yemekten sıkıldıkları içindir
neden atmamıştı
anımsadı
eski mahallesinde
çocuk aklıyla aşık olduğu
ama unutamadığı kızın ismi yazılıydı
kalpler içinde uçuşan kelebeklerin arasında
renkli boya kalemleriyle yazılı ismi
ölümü tekrar düşündü
çünkü
ismi kalpler içinde olan
başka biri için kendini asmıştı
karnında 3 aylık bebeği ile
o sıralar anlamı olmayan soru işaretleri ile dolanmış bi ölümdü
sonra ardından gelen yalnızlıktı
o zamanlar anlamı sadece sıkılmaktı
şimdi ise nerden başlayacağını biliyordu
soğuk kış gecelerinde
ısınmak için bile yakmadığı deftere baktı
hayatının muhasebesi için beklemiş gibiydi
tam başlayacakken
ayarı kaçmış televizyondan 6lının son ayağının anonsu yapıldı
ayağa fırladı elindeki ayağındakiler birbirie girdi
masa allak bullak oldu cigarası defterin üzerine düştü
tamda kalplerin uçuşan kelebeklerin ortasındaki ismin üzerine
6lı bitene kadar
okkalı küfürler boş odada yankılanırken
yaktı kül etti inceden inceye
arkasını dönüp görünce
bıraktı söndürmedi
sayfa defteri
defter 6lı kağıtlarını
ganyanlar gazeteleri
gazeteler evi yaktı
son anda yan komuşuusu çıkardı
3 derece yanıklarla hastanede gözünü açtı
bol dumanlı cigerlerinden kızın ismini söledi
ama kimse anlamadı…

Kategori Kategorilenmemiş | 3 yorum »

aşk’a dair

01 Eylül 2008 yazar EkremBay.

millet aşkı deli danalar gibi ararken
biri halkalı çöplüğüne atmış
rezil rüzva bi halde leş gibi olmuşken
çingene karının biri buldu aşkı
temizledi cillop gibi yaptı
sonra
eskici pazarına götürdü
çok ucuza bir pezevenk aldı
aşkı geceleri pahalıya satmaya başladı

Kategori Kategorilenmemiş | 2 yorum »

çamur at izi kalsın..

31 Ağustos 2008 yazar EkremBay.

çamur at izi kalsın..

ama nasıl bi çamur
önemli olan o
ben şahsen ilkokula giderken
yağmurlu günlerde yol kenarlarının asfalt ile buluştuğu noktadaki
çamur birikintisinden bi avuç alıp
atmak isterim
izi kalacaksa çocukluğumun
sadece adı çamur olan,
anlamı ıslanmış toprak olan,
sonucunda anneden azar olan,
yıkayınca geçen
ve tekrar üzerinde şap şup oynanan
ÇAMURdan atmak isterim
izi kalacaksa harbiden çamurun izi kalsın

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

bir kelebeğin hikayesi.

31 Ağustos 2008 yazar EkremBay.

kelebek kozasından ıkınarak çıkmış
kullanma talimatında ömrün 1 gün yazılıymış
parantez içinde 7 punto helvetica karakterinde ye, iç, sıç, çiftleş, üre ve öl yazılıymış
yemiş içmiş sıçmış
harika bi hatun bulup çiftleşmiş bile
ama nedense bişeyler yannış gitmiş
ölmemiş
ölmeyi becerememiş miydi acaba ?
sallamadı her gün yiyip içip değişik hatunlarla takılmış
ölmemiş
belki daha çok çiftleşmeli diye düşünmüş
alakasız tiplerle bile takılmış
bok böcekleriyle bile çifleşmiş
ortaya çıkan bebekleri görmek istemezsiniz inanın
seneler geçiş ölmemiş
herşeyin tadına bakmış yemiş içmiş sıçmış
sevişip çiftleşmiş defalarca
hatta sevmiş bile, sevmeyi öğrenmiş ama sevilmeyi öğrenememiş
yorulmuş artık yaşamaktan
hani 1 gündü 24 saatti
bunca zaman hep ölenleri izlemiş
intiharın anlamaını bilseymiş o sırada atarmış bir rakı bardağına kendisini
5. seneyi devirince artık çok yorulduunu hissetmiş
uçmak için bile mecali kalmamış
konmuş bir cam kenarına
içerde yatakta bir insan yatıyormuş
etrafında toplanmış bir kaç insan
yüzleri karanlık
gözleri yağmurluydu
insanın üzerinde bir bıçak varmış
neden acaba diye düşünürken
bir serçe kapmış onu
yemiş yutmuş
gözleri kararmış kelebeğin
gece bu kadar erken olmazdı
sonunda ölmüş kelebek

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

Kabus

29 Ağustos 2008 yazar EkremBay.

yere düştü
dizleri acıdı
kafasınıda vurdu
alnından süzülen ılık kanı hissetti
silecek zaman yok
yorgun bitkin argındı
toprak yokuş ağrı dağı gibiydi
tepesinde kar olmayan küçük ağrı dağı
çık çık bitmeyecekmiş gibi
diğer yamacında nuhun gemisi demir atmıştı
son bir gayret
elleriyle, tırnaklarıyla sürünerek
karanlık çökmeden
gölgede yaşayanlara yakalanmamak için
tepeye ulaşmaya kararlıydı
tırnakları parçalandı kan oldu
geçtiği yerde iz oldu
yol oldu
yok oldu
uyandı
sadece bir kabustu

Kategori Kategorilenmemiş | 1 yorum »

yalnızlık üzerine

28 Ağustos 2008 yazar EkremBay.

yalnız kalmıştı
elini uzattığından beri
herkes ama herkes
sevdiği sevmediği herkes
bir bir uzaklaştı
gün be gün
tek tek
yaşlı uyuz bir köpeğin üzerindeki bitler gibi döküldüler
vebalı cüzzamlı hisseti
yaralı berel, döküntülü çirkin
karanlıkta kaldı sonunda
ama eli cebi boştu
ne bir el feneri
ne çakmağı
ne kibriti vardı
kuyunun dibindekinde bile 3 kibrit vardı
ay bile tutulacak zamanı bulmuş
uyuya kalmıştı
melekler şeytanlar
cinler periler gulyabaniler
olan olmayan
inanılan inanılmayan
herşey ama herşey
acıdı üzüldü haline
yalnız kalan
fısıltı uğultu içindekilere
dönüp
ne bana acıyıp ne de üzülmenize ihtiyacım var
ben böyle gayet iyiyim
asıl siz kendinize üzülün
bana acıyıp üzülmekten yapacak başka birşeyiniz olmadığı için üzülün
karanlıkta
el yordamıyla yürüdü gitti…..

sonuç, insan ne olursa olsunbir yolunu bulur, iradesini kaybetmediği sürece.
———————————————
doğum günümden 1 gün sonra 2008

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

bulmak yada bulamamak

04 Ağustos 2008 yazar EkremBay.

aha işte tam bu
kendimi kaybettim
kaybetmek sonra bilmak
bi poka yaramamak
üzülmek
sonra sallamamak
bulduğunu ortaya koymamak
yani aslında bulunan şey
kıymete bindiği için
buzdolabının en dip köşesine tıkıştırmak
zamanı gelince çıkartmak
buzunun çözülüp kıvama gelmesini beklemek
arada film izlemek
düdüklü tencerede bulunan beni pişirmek
sonra yiyip kusmak gerek
peki ne zaman zamanı gelince
bi engel olmazsa
olsada olmasada kalanı (kusmuğu ortaya dökmek)
kaçışanları izlemek
kalanlarla ortalığı temizlemek
onlar dosttur onlar arkadaştır
içlerinden biri sevgilidir
biri ailedir
biri evcil hayvanındır
peki kaç kişi kalmıştır geriye
sağ elinin parmağı kadar
yada sol ayak parmakların kadar
o kadar

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

oyuncak gibi

29 Temmuz 2008 yazar EkremBay.

üzeri tozlu
yıllar yılı el değmemiş
oynanmamış
sapasağlam oyuncak
ah şu zenginler
oynayamayacakları kadar oyuncak alıp
sevemediklerini
sevmeyi beceremediklerini unuturlar
ve unutuldum zannettim.
kenara atılmış
yada
başka bir çocuğa verilecek
eski püskü bir oyuncak
gibi hissettim
çöpe atılsam daha iyi
kargalar martılar
kolumu bacağımı kanadımı koparmadan
oyuncağı olmayan bir çocuk bulur
sevinir
güler
oynar

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

sahte tanrı

05 Temmuz 2008 yazar EkremBay.
taştan çamurdan kendilerine tanrı yapaıp taparlardı
kurban bile verirlerdi
çocuklarını, başkaların çocuklarını,
hayatlarını, umutlarını herşeyini..
şimdi,
paradan tanrı yapmışlar
petrol ve kanla sıvamışlar
tanrılarına bakanların gözlerini kör ediyorlar,
el uzatanların elini kesiyorlar,
elletmiyorlar,
kuş bile kondurtmuyorlar, kendi yaptıkları taptıkları tanrılarına…
şimdi,
herkes sefil,
herkes aç,
umutsuz,
inancını kaybetmiş halde,
sadece biri çıkıpta
o tanrıya bir kibrit çaksa diye
dua edenler var….

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

rım rım rım tırınınım…..

11 Haziran 2008 yazar EkremBay.

rım rım rım tırınınım…..

beş parasız yolda kaldım
yağan yağmurda kıçıma kadar ıslandım
ağladım, ağladım…
yalnız kaldığımı anladım,
yapayalnız.
bi anda çocukluğuma daldım,
dalmaz olsaydım..
yediğim dayakla kaldım
acı acı bağıran kornanın sesine uyandım
ama geç kaldım,
kaçamadım
arabanın altında kaldım
öldüm,
cenazeme katıldım
ağlayanlarla ağladım,
dualarla gömdüler,
toprağın altında kaldım
uzun zaman bile geçmeden unutuldum
mezar taşımı bile çaldılar
isimisiz oldum
üzerimde otlar büyüdü
yeşil bi çayır oldum.

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

siyah misket

11 Haziran 2008 yazar EkremBay.

eli cebinde şıkır şıkır seslerle
adım adım önümde
merak ettim
pşştt çocuuk ne var cebinde ?
miskeett ..
bi tane versene .. dedim
kafasını kaşıyan eli gitti cebine
şıkır şıkır seslerin içinde
aradı taradı
çıkarta çıkarta siyah bi misket çıkardı
renklisi yokmuydu
çocuk kayboldu
??
siyah misketle kala kaldım..

Kategori Kategorilenmemiş | Yorum yok »

Arşivler

Sayfalar

Son Yazılar

Son Yorumlar

deneme